VI. Haçlı Seferi’ne giden süreç, sebebi, sonucu, II. Friedrich’in faaliyetleri, Yafa Antlaşması ve Kudüs’ün teslimine dair detaylar VI. Haçlı Seferi yazımızda sizlerle.

VI. Haçlı Seferi’ne Giden Yol

Kutsal Roma İmparatoru, Sicilya ve Apulya Kralı ve Kudüs Kralı II. Friedrich’in sahip olduğu bu unvanlar hiç kuşkusuz çok büyük de bir yüktü. Kendisi XIII. yüzyıla gelindiğinde Batı’nın en büyük imparatoru ve kutsal toprakların kurtarıcısı olarak görülüyordu. Fakat bunların dışında onun omzundaki en ağır yük, bu kadar unvana sahip olmasına rağmen, Hıristiyan âlemi tarafından hoş görülmemesiydi. V. Haçlı Seferi’nde söz vermesine rağmen beklenen kurtarıcı olamamıştı. Şimdi ise aforoz edilmiş bir kral olarak gücünü göstermenin tam vaktiydi.

Haçlı Seferi’ne çıkmaya karar verdiğinde II. Friedrich, Papa’nın desteğinden mahrum kaldı. Papa’nın aforoz ettiği bir krala itimat edilmeyeceği açıktı. Bu yüzden Friedrich’in Haçlı Seferi bir anlamda diplomatik bir sefer olmak zorundaydı. Şartlar böyle bir sefer için mükemmeldi. Zira Eyyûbî cephesinde de bir kargaşa durumu hâkimdi. V. Haçlı Seferi’nde birlik olup Haçlı tehlikesini bertaraf eden el-Âdil oğulları kısa bir süre sonra birbirlerine düşman olmuşlardı. Aslında asıl birlik olunması gereken zamanda İslâm dünyası yine birlikten uzak kalmıştı. Nitekim Eyyûbî ailesi için yeni bir tehlike daha ortaya çıkmıştı. Bu da Harezmşahlar idi. Artan Moğol saldırıları sebebiyle Eyyûbî sınırlarına kadar itilen Harezmşahlar büyük önem ve tehlike teşkil ediyordu.

El-Kâmil, V. Haçlı Seferi’nin ardından ülkeyi kendi hâkimiyeti altında birleştirmek üzere en güçlü rakibi olan Dımaşk hâkimi kardeşi el-Muazzam üzerine yürümeye karar verdi ve diğer kardeşi Celile bölgesi hâkimi el-Eşref ile ittifak kurdu. Ağabeylerinin bu tavrından çekinen el-Muazzam Celâleddin Harezmşah’tan yardım istedi. Buna karşılık el-Kâmil güvendiği bir emîri olan Fahreddin’i Sicilya’ya II. Friedrich’den yardım istemek amacıyla gönderdi ve yardım etmesi halinde Kudüs’ü kendisine teslim edebileceğini söyledi. Böylece şartlar Friedrich için kendiliğinden oluşmuş bulundu.

Kudüs’e Doğru

Kudüs şehri bu sırada el-Kâmil’in kardeşi el-Muazzam’ın hâkimiyetinde bulunuyordu. Palermo başpiskoposu anlaşmayı teyit etmek amacıyla Dımaşk’a gittiğinde el-Muazzam sert bir şekilde böyle bir şeyin asla mümkün olamayacağını, her zaman olduğu gibi kılıcını kullanmaktan çekinmeyeceğini bildirdi. Bu sıralarda el-Kâmil’in emîri Fahreddin Sicilya’da İmparatorun misafirliğinde bulunuyordu. Fahreddin ve imparator çok iyi anlaşmış olacaklar ki imparatorun dostluğunu kazanmış ve onun tarafından şövalyeliğe yükseltilmişti.

İmparator II. Friedrich yola çıktığı sıralarda kendi lehine olan durumlar bir yıl içerisinde çok farklı hâller aldı. el-Muazzam 1227 tarihinde vefat etmiş, ülkesini henüz 21 yaşında bulunan oğlu Nâsır Dâvûd’a bırakmıştı. el-Kâmil ise bu genç ve tecrübesiz hükümdarın acemiliğinden faydalanmak ve Dımaşk’ı ele geçirmek üzere hemen harekete geçmişti. Önce Filistin’e girerek Kudüs ve Nablus’u kendi topraklarına katmış ardından kardeşi el-Eşref ile bir olup Dımaşk’ı kuşatmıştı. el-Kâmil’in söz verdiği hâlde artık Kudüs’ü Friedrich’e verme gereksinimi ortadan kalkmıştı. O artık olağan gücüyle Dımaşk’ı kuşatarak bölgeyi kontrolü altına almak istiyordu ancak Friedrich gelirse kendisi için bir tehdit oluşturabilirdi.

İmparator, Akkâ’ya 70 gemilik bir filo ile vardı. Aforozlu bir şekilde Haçlı Seferi’ne öncülük ettiği için oradaki yerel baronların ve halkın nasıl bir tepki vereceğinden şüphe duydu. Pisalılar ve Cenovalılar İmparatoru desteklediler buna karşın Venedikliler II. Friedrich’e karşı eşit mesafelerini korudu. Templier ve Hospitalier şövalyeleri ise papanın aforoz ettiği bir şahsiyeti lider olarak görmemekte direndi ve karşı çıktı.

el-Kâmil ise emîri Fahreddin’i imparatorun yanına gönderdi ve müzakereleri uzatmasını istedi. Aslında iki taraf da savaş istemiyordu. II. Friedrich, el-Kâmil’e güvenerek gelmiş ve Sicilya’yı Papa’nın insafına bırakmıştı. Öte yandan el-Kâmil bütün ülkeyi kendi hâkimiyeti altında toplamadan Haçlılara karşı bir savaş vermek istemiyordu. Anlaşma şartlarının iki taraf içinde en iyi şekilde sonuçlanması bekleniyordu. Arap tarihçi-yazar Amin Maalouf’a göre Friedrich, Fahreddin ile olan görüşmesinde Kudüs’ü almak adına sultanın kalbini yumuşatmak üzere dostu olduğunu söylemiş ve ancak Kudüs’ü ele geçirir ise başı dik olarak döneceğini bildirmişti. Buna karşın el-Kâmil ise, Kudüs’ün Müslümanlar için olan önemini vurgulamış ve Kudüs’ü böylesine kolay bir şekilde vermesi hâlinde halife tarafından gelebilecek tepkilerden korktuğunu dile getirmişti. Tam bu sırada Fahreddin devreye girmiş ve şu sözleri sarf etmiştir: “Selahaddin’in çok büyük bedeller pahasına fethettiği Kudüs’ü teslim etmemizi halk asla kabul etmez. Buna karşılık Kudüs konusundaki anlaşma kanlı bir savaştan sakınılmasını sağlayacaksa…” şeklinde bir ifade ile İmparator Friedrich’in göstermelik de olsa bir adım atmasını istemiştir. İmparator, Fahreddin’in verdiği mesajı anlamıştı ve derhal harekete geçerek 1228 Kasım ayında Yafa’ya gelmiş ve burayı tahkim etmiştir. el-Kâmil ise Batı’nın güçlü hükümdarına karşı zorlu bir savaş verileceği dedikodusunu her yere yaymaya başlamıştır. Amin Maalouf’un anlatımı iki taraf arasında gizli bir anlaşma yapıldığına ve Friedrich’in bu anlaşma doğrultusunda Yafa’ya gittiğine yöneliktir. Fakat Runciman, böyle bir görüş bildirmemekle beraber el-Kâmil’in, Kudüs’ü vermesinin ortaya çıkaracağı tepkileri imparatora bildirdiğini, bunun üzerine Friedrich süratle Yafa’ya ilerlediğini ve burayı tahkim ettiğini belirtir. Yafa, Kudüs’ün Haçlıların elinde olduğu dönemlerde krallığa bağlı deniz taşımacılığının merkezi olarak uzun bir süre Haçlıların elinde kaldı ve bu önemli liman şehri Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında birçok mücadelelere sahne oldu. İmparator Yafa’ya gittiği sırada yanında sadece Sicilya’dan getirdiği İtalyanlar ve Alman şövalye tarikatı vardı. Bu ordu 6.000 şövalye ve 8.000 yaya askerlerden müteşekkil idi. Fakat imparatorun ordusu yine de sultanın ordusu ile kıyaslanamazdı. Templier ve Hospitalier şövalyeleri ise beklenileceği gibi aforozlu bir imparator için savaşmayı reddettiler ve Yafa’ya gelmemişlerdi.

el- Kamil Altıncı Haçlı Seferi’nde

Yafa Antlaşması ve Kudüs’ün Teslimi

18 Şubat 1229 tarihinde nihayet iki taraf arasında 10 yıllık Yafa Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre el-Kâmil, Yafa’ya kadar uzanan bir şerit bölge ile, Kudüs’ü, Bethlehem ve Nazareth şehirlerini, Montfort ve Toron kalelerini, Celile bölgesini ve Sayda etrafında bir bölgeyi Haçlılara vermeyi kabul etmiştir. Bununla beraber Kudüs’te Kubbetüssahra ve el-Aksâ camileriyle Haremüşşerif Müslümanların elinde kalacak ve burada Müslümanlar serbestçe ibadet edebilecektir. Öte yandan Kudüs şehrinin V. Haçlı Seferi sırasında el-Muazzam tarafından stratejik olarak yıkılan surları şimdi II. Friedrich tarafından onarılabilecektir. Bu ayrıcalık ise sadece Friedrich’in şahsına verilmiştir.

Üç büyük dinin kutsal şehri Kudüs, bir anlaşma ile kan dökülmeden, kılıçlar kınından çıkmadan Haçlılara teslim edilmişti. Bu, Haçlı Seferleri tarihinde daha önce görülmemiş eşi benzeri olmayan bir vak’a idi. Aslında bir süredir Kudüs elden çıkarılabilecek bir yer olarak gözüküyordu. Nitekim V. Haçlı Seferi’nde de aynı teklif sunulmuş fakat Haçlılar tarafından reddedilmişti. Özellikle Selahaddin Eyyûbî döneminde Kudüs’e atfedilen değerden hiçbir iz kalmamıştı. Eyyûbîler için Kudüs bir başşehir olamadı. Selahaddin Eyyûbî bile şanlı fethinin ardından Kudüs’te pek az zaman geçirmişti. I. Haçlı Seferi’nden bu yana uğruna nice savaşlar yapılan, nice şehitler verilen Kudüs artık çokta önemli durmuyordu. Çünkü asıl önemli merkezin Mısır olduğu geçte olsa anlaşılmıştı. Zira Mısır, hem konum itibari ile ekonomik açıdan çok güçlü hem de insan kaynağı bakımından muazzam idi. Bu cihetle Kudüs’ün tekrar Müslüman hâkimiyetine geçmesi Mısır olduğu müddetçe çokta zor değildi. Bununla birlikte el-Kâmil, Haçlılara saldırıya açık bir Kudüs bırakmıştı. Dilediği zaman Kudüs’ü geri alabilirdi.

Aforozlu İmparatora Tepkiler

Friedrich Kudüs’ü Hıristiyan âlemine kazandırmasına rağmen kendisine olan tepkiler kesilmedi. Hıristiyanlar bu durumdan memnun olmadılar. Öte yandan Kudüs’ü elleriyle Haçlılara veren el-Kâmil’e Müslümanlar tarafında şiddetli tepkiler yağıyordu. Dımaşk’ta Nâsır Dâvûd bu durumu ihanet olarak gördü ve umumî matem ilân etti. el-Kâmil’in kendi imamları bile yüzüne karşı sert ifadeler kullanarak durumu protesto ediyorlardı. el-Kâmil’in Haçlılara sadece tahrip edilmiş evler, kiliseler bıraktığı, buna karşın Müslümanların ibadetgâhlarının ayakta olduğu yönündeki savunması ise pek yankı bulmuyordu. Hıristiyan dünyasında da Friedrich’in ümit ettiği sevinç gösterileri yoktu. Zira onlar da, Müslüman camilerinin yıkılmamasına dövünüyorlar, Kudüs’ün uzun süre elde kalmayacağını biliyorlardı. Her şeyden öte Kudüs’ü almış bir imparatorun aforozunu kimsenin kaldırılmasını teklif etmeye niyeti yoktu. Müslümanlar tarafında Kudüs’ün teslimiyetine karşı müthiş bir infial vardı. Özellikle Dımaşk’ta bulunan tanınmış bir vaiz olan Sıbt b. el-Cevzî emir Nâsır Dâvûd’un isteği üzerine Ulu Cami’de Kudüs’te olan bitenleri Dımaşk halkına anlatmıştı. Hillenbrand’ın kitabında naklettiği üzere Sıbt. b. el-Cevzî 1229 yılı için şu ifadeleri kullanmıştır; “Bu yık Kâmil Kudüs’ü imparatora verdi… Kudüs’ün Frenklere bırakıldığı haberi ulaşınca, bütün İslâm topraklarında kızılca kıyamet koptu.” Görüldüğü üzere bu anlaşmadan memnun kalan taraflar sadece imparator Friedrich ve sultan el-Kâmil idi.

İmparator II. Friedrich, 17 Mart tarihinde Kudüs’e girdi ve Nablus kadısı Şemseddin eşliğinde şehri dolaştı. İmparator yukarıda bahsettiğimiz gibi Müslümanlara yakın alâka duyuyordu. Onun için Kudüs’te Müslüman ibadetgâhlarının durmasında hiçbir sakınca yoktu. Bizzat kendisi Nablus kadısını orada kaldığı bir gecede müezzin ezan okumadığı için azarlamış yine Haremüşşerif’in bulunduğu kutsal mahalleye girdiği sırada arkasından bir papazın gelmesine hiddetlenerek böyle bir olayın tekrar etmesi durumunda cezasının ölüm olacağını söylemiştir. Yine imparatorun Müslüman ibadetgâhlarından biri olan Kubbetüssahra’da dolaşırken pencerelerde bulunan kafeslerin sebebini sorduğunda kadı ona serçelerin içeri girmesini engellemek üzere yapıldığı cevabını vermiştir. Buna karşılık imparator avam ağzıyla; “ve şimdi Allah size domuzları gönderdi” demiştir.

Aforozlu imparator her şeye rağmen Kutsal Mezar Kilisesi’nde taç giymeye kararlıydı. 18 Mart günü taç giymek üzere Kutsal Mezar Kilisesi’ne gitmişti. Fakat burada tek bir papaz bile yoktu, sadece maiyetindeki Alman şövalye tarikatı ve kendi askerleri vardı. Aforozlu olduğu için patrik şehirde dinî faaliyetleri yasaklamıştı. İmparator hiç aldırış etmeden gururla mihraptan aldığı tacı başına yerleştirdi. Aynı gün zaferini duyurmak amacı ile İngiltere Kralı III. Henry’e bir mektup yazdı. Bu mektupta II. Friedrich kendisini Eski Ahit’teki Kral Dâvûd’a benzetiyordu.

Yafa Anlaşması’nın getirdiği bunalım Filistin bölgesindeki yerli Müslümanlar ile Hıristiyan halk arasında şekil buldu. Anlaşmanın iki taraf içinde getirdiği memnuniyetsizlik, Hıristiyan hacıların yollarının Müslümanlar tarafından kesilmesi ve sık sık saldırılara uğraması ile kendini gösterdi. Saldırıların boyutu daha da ileri gitti. II. Friedrich’in Kudüs’ten ayrılmasından hemen sonra Nablus, Kudüs ve el-Halil bölgesindeki Müslüman nüfus Dımaşk’ta, el-Kâmil’i protesto amaçlı yapılan dinî nutuklardan galeyana geldi. Müslüman halk tarafından Kudüs’e yapılması planlanan hareketler oldu. Beklenen bu saldırılar sebebiyle, Hıristiyanlar aileleri ve sahip oldukları eşyalarla beraber Dâvûd Kulesine ve civarında bulunan alelacele sığınaklara çevrilen evlere çekildiler.

19 Mart günü Kudüs’teki dinî faaliyetleri durdurma kararını uygulamak üzere Kaysâriye başpiskoposu Pierre şehre geldi. Buna mukabil II. Friedrich duyduğu öfkeyle beraber süratle Yafa’ya oradan da Akkâ’ya yöneldi. Akkâ’da hâlâ imparatora duyulan kızgınlık geçmiş değildi. Kudüs’ün alınmasına rağmen hiçbir yumuşama yoktu zira aforoz kalkmış değildi. Akkâ’ya vardığı günün ertesi sabahı imparator bütün krallık temsilcilerini huzuruna çağırttı ve onlara icraatlarından bahsetti. İmparatorun sözleri büyük yerel baronlar arasında büyük kızgınlık oluşturdu. İmparator öteden beri hoşlanmadığı bu adamlara karşı çok sert davrandı. Özellikle Templier şövalyelerinin karargâhının etrafını kendi askerlerince çevirtti ve kapılarına nöbetçiler diktirdi.

Friedrich görüldüğü üzere Doğu’da gücünü pekiştirmek üzere aslında ilk adımı çok sert bir şekilde atmıştı ve şüphesiz gerisi gelecekti. Fakat, İtalya’dan ardı ardına kötü haberler geliyordu. Papa IX. Gregorius, Friedrich’in Doğu’da olması fırsatını kaçırmamıştı. Kendisi Sicilya’yı ele geçirmek, Hohenstaufen’ın Roma’yı kuşatmasına son vermek amacıyla Jean de Brienne kumandasında büyük bir papalık ordusu toplamış ve harekete geçmişti. Bununla da yetinmeyen papa, kendisi ile beraber bu sefere katılacak kişileri Haçlı Seferlerine çıkanlara vaad edilen manevi ödülleri vaad ediyordu. Bu durum üzerine Friedrich derhal istemeyerek de olsa Latin Doğu’daki baronlar ile uzlaşma yoluna gitti ve yakında krallıktan ayrılacağını ilân etti. İmparator İtalya’ya dönmeden evvel bazı tayinler yaptı. Buna göre; Balian de Sidon ve Alman Garnier krallığın bailli’liğine tayin oldu. Balian’ın soyu İbelin’lere dayanıyordu. Öte yandan, Garnier ise daha önce Jean de Brienne’nin maiyetinde bulunmuş birisiydi.Eude de Montbeliard ise konnetabl sıfatı ile ordu sorumluluğunu aldı. Friedrich’in yaptığı bu tayinler oyunu kaybettiğini gösteriyordu. O, şimdi hiç istemediği halde husumetli olduğu soydan gelenlere krallığını emanet etmişti. İmparator tepkilerden korktuğu için 1 Mayıs 1229 sabahı erkenden İtalya’ya gitmek üzere harekete geçti. Fakat kendisinin ayrılacağı haberi halkın kulağına gitmişti ve imparator maiyeti ile birlikte gemiye binmek üzere limana doğru giderken çok sert tepkilerle karşılaştı ve üzerine pislikler atıldı. İmparator bu olaylar üzerine gemisine binerken lanetler etti ve el-Kâmil’in hediye ettiği Beyaz Fil adlı gemisiyle Akkâ’dan Limasol’e geçti.

10 Haziran 1229 tarihinde Birindisi’de karaya çıkan II. Friedrich papanın saldırılarına karşı tam zamanında yetişti ve papalık ordularına geri püskürttü. Ardından 23 Temmuz 1230’da San Germano anlaşması ile papa ile aralarında uzlaşma sağlandı. İmparatorun aforozu 1230 tarihinde papa tarafından kaldırıldı. Bu durum onun Doğu’daki hâkimiyetini güçlendirdi zira artık sahip olduğu bütün unvanlar papa tescilli idi. Fakat, Friedrich Doğu’dan ayrılır ayrılmaz orada bıraktığı miras bir iç savaşa döndü. Buna mukabil 1231 yılı sonbaharında kendisinin elçisi sıfatı ile RiccardoFilangieri kumandasında bir orduyu Doğu’ya gönderdi. Akkâ’daki baronlar teşkil edilen bir meclisin desteği ile Jean de İbelin’i belediye başkanı ilân ettiler. Jean de İbelin’in başını çektiği bu yönetim Filangieri’ye karşı çıktı ve onun Doğu’ya gelmesinden rahatsızlık duydu. Cenovalılar baronların yanında yer aldı. Alman şövalye tarikatı, Antakya hâkimi Bohemund ve Pisalılar ise Filangieri’yi desteklediler. Templier, Hospitalier tarikatları ve Venedikliler ise tarafsız kalmayı tercih ettiler.

Yakındoğu’da hâkim olan bu karışıklık ortamını Akkâ’nın Kudüs Krallığından ayrılarak bağımsız bir krallık olarak ilân edilmesi izledi. Aslında karışık siyasî ortam olmasa Latinler topraklarını genişletebilir ve Haçlıların bölgeye daha sıkı tutunmaları sağlanabilirdi zira aynı karışık durumlar Eyyûbîler içinde de mevcut idi. Öte yandan 1231 yılı sonlarında Papa ve II. Friedrich arasındaki hoşnutsuzlar tekrar alevlendi. Papa, imparatoru tekrar aforoz etti ve Hohenstaufen hanedanlığına karşı tam teşekküllü bir Haçlı Seferi çağrısında bulundu. Hohenstaufen hanedanlığını İslâm dostu, Hıristiyan düşmanı olarak tanımladı. 1244 yılında ise sefer çağrısı yinelendi ve bu savaş 1250 yılında Friedrich’in ölümüne kadar sürdü.

Sonuç

VI. Haçlı Seferi hikayesi bakımından diğer Haçlı Seferleri’nden ayrı bir yerde tutulmaktadır. Aslında bu sefere, Haçlı Seferi denilmesi de tartışılmalıdır. Zira Haçlı Seferi papanın liderliğinde olmalıydı fakat II. Friedrich aforoz edilmiş imparator idi. Onun Hıristiyanlığı elinden alınmıştı. Peki böyle bir imparator Haçlı Seferi’ne çıkabilir miydi? Friedrich’in gücünü hem Hıristiyan âlemine hem de İslâm âlemine göstermesi gerekmekteydi bu yüzden kendi isteğiyle ve kendi istediği zamanda Doğu’ya bir sefer yapmıştı. Şüphesiz Friedrich zeki olduğu kadar ilginç de bir imparator idi. Sicilya’da bulunması hasebiyle Müslümanlara karşı ilgi duymaktaydı. Fakat onun Müslümanlık ile veyahut Hıristiyanlık ile pek bir alâkası da olduğu söylenemez. Onun gibi bir imparator Hıristiyanlığın kutsal mâbetlerini elinde bulundurmalıydı. Bununla birlikte Frank Doğu’nun elde tutulması için Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında sukût sağlanması gerektiğinin bilincindeydi. Fakat bazı şeyleri yanlış hesapladığı aşikâr idi. Aforoz edilmiş bir imparator olarak Kudüs’ü diplomasi yoluyla alması gerçekten de büyük bir işti ancak papanın desteği olmadan bunun hiçbir değeri yoktu. Bunu geçte olsa Friedrich acı şekilde tecrübe etmişti. Papa o yıllarda hâlen çok güçlüydü. Batı’nın en önemli şövalye tarikatlarından olan Templier ve Hospitalier tarikatları koşulsuz şartsız Papa’ya inanıyorlardı. Belki o, Kudüs’ü aldıktan sonra fikirlerinin değişeceğini düşünmüştü fakat olmadı. Sonunda Doğu’da derin meseleler bırakarak kendi topraklarına dönmek durumunda kaldı.

Eyyûbîler kısmına bakılacak olursa, Selahaddin dönemi ve sonrası olarak ayırmak yerinde olacaktır. Selahaddin büyük bir özveri ile Kudüs’ü fethetmişti. Fakat ardından gelenler Kudüs’e onun verdiği değeri gösteremediler. Aslında bu durumda, Mısır’ın değerinin fark edilmesi de yatıyordu. el-Kâmil, Kudüs’ü II. Friedrich’e verdiği sıralarda Türkiye Selçuklu Devleti Alaeddin Keykubat ile beraber en şaşalı günlerini yaşıyordu yine, Celaleddin Harezmşah önderliğinde Harezmşahlar, Eyyûbîler üzerindeki baskılarını gittikçe arttırmışlardı. Moğollar’ın ayak sesleri ise yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Böyle bir ateş çemberi içinde bir de Batı’nın en büyük imparatoru ile savaşma riskini göze alamazdı. O, belki de Kudüs’ü teslim ederek ülkesinin ömrünü uzatmıştı.el-Kâmil Kudüs’ü Haçlılara teslim ederken Haçlıların orada tutunmaya muktedir olmadıklarını biliyordu ayrıca Mısır hâlen onun elindeydi. Mısır demek, sınırsız insan kaynağı demekti bu da Kudüs’ün anahtarı idi.

KAYNAKLAR

  • Altan, Ebru, “Yafa”, DİA, 2013, XXXXIII, 171-174.
  • Asbridge, Thomas, Haçlı Seferleri, (trc. Ekin Duru), Say Yayınları, İstanbul 2014.
  • Demirkent, Işın, “Haçlılar”, DİA, 1996, XIV, 540-541.
  • Demirkent, Işın, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, İstanbul 1997.
  • Giles, R. Keith, “The Emperor Fredrick II’s Crusade 1215- c. 1231”, Doctoral Thesis, University of Keele, England 1987.
  • Hillenbrand, Carole, Müslümanların Gözünden Haçlı Seferleri, (trc. Nurettin Elhüseyni), Alfa Tarih Yayınları, İstanbul 2015.
  • Humphreys, Stephen, From Saladin to the Mongols, State University of New York Press, New York 1977.
  • Kaya, Önder, “Eyyubî Devleti Meliklerinden I. el-Eşref Muzaffereddin Musa Döneminin Siyasi Tarihi”, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul 2000.
  • Kuşçu, Ayşe Dudu, Eyyûbî Devleti Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2013.
  • Lamb, Harold, Selahaddin Eyyubi ve Haçlılar, (trc. Sinem Ceviz), İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2018.
  • Maalouf, Amin, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, (trc. Ali Berktay), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2018.
  • Payne, Robert, The Crusades, Wordsworth Editions, England 1998.
  • Powell, James, “Frederick II and the Rebellion of the Muslims of Sicily, 1200-1224” Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu 23-25 Haziran 1997, Türk Tarih Kurumu, İstanbul 1999.
  • Runciman, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2008.
  • Şeşen, Ramazan, Eyyûbîler (1169-1260), İsam Yayınları, İstanbul 2012.