“Venedik Dosyası” ilk yazımızda Venedik’in tarihine genel bir bakış yapmıştık. Şimdi ise Osmanlı-Venedik ilişkilerini elçiler üzerinden ele alacağız.

VENEDİK’İN TARİHİ

“Venedik Dosyası” yazı dizimizin ilk yazısında Türk, İslâm ve Akdeniz tarihi için önemli bir devlet olan  Venedik’in genel tarihçesi hakkında araştırmalarda

OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ

Venedik, tarihinin ilk dönemlerinden beri Müslümanlar ile ilişki içinde bulunmakta. Köle satın alıp bu köleleri Kuzey Afrika’da sattıkları bilinmektedir. Ayrıca sağladıkları ticari ağ ile yeni milletler ve kavimlerle tanıştılar. Memlükler, Eyyübiler, Türkiye Selçukluları, Aydın ve Menteşe Beyleri, Safeviler ve Fatimiler ticari ve siyasi ilişki kurdukları bazı devletlerdir. XIII. Yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti’nden imtiyazları olan Venedikliler, devletin çöküşü ile ortaya çıkan Menteşeoğulları ve Aydınoğulları bu imtiyazları devam ettirmişlerdir. Aynı durum beyliklerin Osmanlılara bağlanmasından sonra da gerçekleşmiş ve Venedik’in imtiyazları devam etmiştir. Venedik ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk teması ise 1350 yılına kadar dayanır. Bu ilişkiyi 1390 senesinde ilk ticari anlaşmayı imzalayarak geliştirmişlerdir. Bu anlaşmalar genellikle ahidnâme niteliğindeydi. İki nüshanın birine Osmanlı sultanı, diğerine ise Venedik doju yemin etmekteydi. Venedik ile bu şekilde buna benzer 1403, 1406, 1411, 1419, 1430, 1446, 1451, 1454, 1479, 1482, 1501, 1517, 1521, 1540, 1567, 1573, 1575, 1595, 1604, 1619, 1625, 1641, 1670, 1699, 1701, 1706, 1718, 1733 yıllarında olmak üzere çeşitli ahidnâmeler imzalanmıştır. Bu ahidnâmelerden sadece 1517 senesine tekabül eden ahidnâme üzerine yemin edilmemiştir. 1733 senesinde ise son barış imzalanmış ve bu  Venedik Cumhuriyeti yıkılıncaya kadar devam etmiştir, yenilenmemiştir.

ELÇİLERİN ROLÜ  

Bu anlaşmaların hayata geçmesinde ise iki ülke arasında mekik dokuyan elçiler ve görevlilerin önemli payı vardır. Tarihleri boyunca her iki ülkenin de elçileri ve delegeleri gelip gitmekteydi. Doğu ve Batı arasında sürekli bir seyahat vardı. 1360 yılında Marino Venier ve Leonardo Contarini, Edirne fethini gerçekleştiren Sultan I.Murad’ı tebrik için Osmanlı ülkesine gönderilmişti. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Venedik ülkesine gönderilen ilk elçinin ismi bilinmese de çavuş olduğu bilinmektedir. Ortak düşman olan Cenevizlilere karşı ittifak için gönderilmişti. Bunu diğer elçiler, elçi heyetleri, delegeler takip ettiler. Bu kişiler özellikle ulak, çavuş, Divan-ı Hümayûn tercümanı veya saray görevlilerinden oluşmaktaydı. Her elçi Sultan tarafından farklı yetkilerle donatılarak gönderilmiştir. Elçiler gönderiliyordu ancak o dönemde bir Osmanlı vatandaşının veya bir Müslüman’ın diplomatik himaye olmaksızın, korumasız bir şekilde Avrupa topraklarında dolaşması çok zordu.

Karşılama

Venedik ise bu konuda diğer Avrupa şehirlerinden farklıydı. Venedik’te Ermeni, Yahudi, Yunan hatta Türkler bir arada yaşamaktaydı. Venedik-Osmanlı ilişkilerinde, Akdeniz hakimiyeti çerçevesinde savaşlar ve ticari faaliyetler için gelip-giden elçiler önemli bir yer kaplar. Venedik – Osmanlı ilişkilerinin mimarları olan elçiler tarih boyunca sayısız görüşmelere şahit olmuşlardır. Bu nedenle bu elçilere verilen önem ve gösterilen misafirperverlik oldukça mühimdir. Bundan olsa gerek Venedikli yöneticiler ülkelerine gelen Osmanlı elçilerini ve görevlilerine gerekli nezaketi göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı elçilerine paralar verildiği, hediyeler sunulduğu hatta karşılama törenleri için yolların süslendiği bile olmuştur. Hatta 1487-1491 yılları arasında Venedik ülkesini ziyarete gelen İlyas isimli bir görevli için San Marco Meydanı’ndan Rialto Köprüsü’ne kadar olan yolar süslenmiştir. Ancak İlyas bu şatafat, ihtişam ve yoğun ilgiden hoşlanmamış bu nedenle şehirden ayrılmıştır. Ama Venedik’e gönderilen Osmanlı elçilerinin en çok şikayet ettikleri konu kendilerine önceki gelişlerinden daha kötü muamele edilmesidir. Bu kötü muamele sunulan paranın miktarı ve hediyenin niteliğinden kaynaklanıyordu. Hatta 1543 senesinde Venedik’te bulunan Osmanlı görevlisi Murat, kendisine sunulan kaftanın eski olduğunu söyler ve ardından kaftan yenisiyle değiştirilir. Murat bu konuda haklıydı çünkü Venedikliler sahipsiz bulunan hediyeleri başkasına vermesiyle de tanınıyordu.

San Marco Meydanı

Sunulan hediyeler veya verilen paralar nedeniyle Venedik ülkesine yapılan yolculuklar kimi zaman maddi kazanç anlamına geliyordu. Ancak bazıları için de doğduğu topraklara geri dönüş anlamına gelmekteydi. Venedikliler bu görevlilerin dış görünüşlerinden çok zihinsel kabiliyetleri ile ilgileniyorlardı. Belgelerde görevliler hakkında “bilge”, “ölçülü”, “işinin ehli” gibi farklı sıfatlarla anlatılmakta. 1514 yılında görevli olarak Venedik ülkesine giden Sipahi Mehmet için “çirkin görünüşlü”, 1522 yılında görevli olan Sinan Çavuş için ise “çok yakışıklı, uzun boylu, iri yapılı, güzel yüzlü” gibi ifadeler kullanılmıştır.

Elçi Yollarda

Osmanlı ülkesinden Venedik topraklarına yapılan yolculuklar da dönemlere ve koşullara göre farklılık göstermekteydi. Saray erkanının bulunduğu bölgeye ve askerin talimlerinin yapıldığı bölgeye göre Osmanlı elçilerinin Venedik topraklarına ulaşma yolları ve ulaşma süreleri farklılık gösteriyordu. Örneğin; Dubrovnik üzerinden Venedik’e gelmek Halep’ten 4 ay, Konya’dan 2 ay, Edirne’den 40 gün, Belgrad’dan 5 hafta, Rodos’tan 42 gün sürmekteydi. Adriyatik Denizi’nde fırtına yolculuğu tehlikeli kılarken, karada ise kar ve yağmur ciddi engel teşkil ediyordu. XVII. yüzyılda Dubrovnik yoluna alternatif İsplit yolu kullanılmaya başlanacaktır. Elçilerin Venediklilerle buluştuğu andan dönecekleri ana kadar yiyecek, konaklama, ulaşım gibi tüm ihtiyaçları Venedik Cumhuriyeti tarafından karşılanıyordu. Öyle ki hiçbir Osmanlı görevlisi Venedik’e karadan ulaşmamıştır. Bunun en büyük nedeni ise deniz yolculuğunun rahatlığıdır diyebiliriz. Zorlu yolculuğun ardından Venedik’e ulaşan görevliler ilk olarak Lido Adası’na çıkarılırdı.  Böylece kente geliş ertelenmiş olurdu ve bu sürede ziyarete gelen Osmanlı elçileri için kortej ayarlanır, hazırlıklar tamamlanırdı. Ancak bu hazırlıklar ile ilgili belge ve bilgiler oldukça azdır. Şehrin soylularının bir kısmı bu törenleri sıkıcı bulduğu için katılmazlardı ki bu nedenle para cezasına çarptırılırlardı. Gelen konuklar Ortaçağ’da hanlarda misafir edilirken, Yeniçağ’da Venedik saraylarında konuk edilirlerdi.

Armağanlar

Venedik ülkesine gelen Osmanlı elçilerine paralar verildiği ve hediyeler sunulduğunu söylemiştik. Aslında yabancı bir elçiye hediye verilmesi özel bir anlama gelse de söz konusu elçi Osmanlı elçisi olunca bu bir gereklilik haline geliyordu. Konaklama ve yiyecek hizmetlerinin yanında elçilere verilen hediyeler ve paranın miktarı dönemlere göre farklılıklar göstermekteydi. İstanbul fethedilmeden önce elçilere 35-40 duka verilirken bu rakam yıllar içinde artmıştır. Verilen en yüksek rakam ise 600 dukadır. Sunulan hediyeler arasında ise tatlılar, giysiler, badem şekerleri, çeşitli şekerlemeler ve o dönemde değerli olan mumlar bulunmaktaydı. Özellikle memnun edilmesi gereken elçiler için özel zevkleri hakkında önceden gizlice bilgi edinilir ve buna göre hoşnut olması sağlanırdı.[17]

Dönüş Yolu

Hediyelerin de alınmasıyla dönüş yolculuğuna geçiliyordu. Elçilerin Venedik ülkesinde kalma süreleri 20 ile 30 gün arasında değişmekteydi. Ancak bunun yanında 3 gün kalan görevliler de olmuştur. Ayrılmadan önce Veda resepsiyonu düzenlenir, elçiye bir cevap yazısı verilir ve ayrılma izni çıkarılırdı. Elçinin bu ayrılma izni olmadan Venedik’ten ayrılması imkansızdı. Ardından yola çıkılır ve bilinen güzergah kullanılarak Osmanlı ülkesine dönülürdü. Bu elçiler kimi zaman tebrik mektupları, kimi zaman ticari ilişkiler, kimi zaman ise savaş ültimatomlarını taşımaktalardı.

Böylece Venedik Dosyası no:2 yazımızda, Osmanlı ülkesinden Venedik topraklarına giden bu elçilerin başından geçenlere değinmiş olduk.


Kaynakça

•Maria Pia Pedani, “Venedik”, DİA, c.43, İstanbul 2013.

•Meryem Kaçan Erdoğan, “1701 Tarihli Osmanlı-Venedik Ahidnâmesi”, Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, c.4, sayı.1, Haziran 2003.

•Maria Pia Pedani, Osmanlı Padişahı Adına, Çev.:Elis Yıldırım, TTK Yay., Ankara 2011.

•Lucette Valensi, Venedik ve Bâb-ı Âli, Çev.A.Turgut Arnas, Bağlam Yay., İstanbul 1994.

•Dejanirah Couto, Harp ve Sulh, Çev. Şirin Tekeli, Kitap Yayınevi, İstanbul 2010.

•Eric R. Dursteler, İstanbul’daki Venedikliler, Çev.:Taciser Ulaş Belge, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 2012.