Fuad Köprülü, ilmi ve siyasi yaşantısıyla yakın geçmişimizde iz bırakmış isimlerin başında gelenlerindendir. Geride bıraktığı eserler günümüzde de bilimsel açıdan önemini hala korumaktadır, pek çoğunun üzerine hala çıkılamamıştır.

Bunun en temel nedeni Köprülü’nün çalışmalarında gösterdiği titizliği ve metoda büyük önem veren çalışma yöntemidir. Türkiye’de “Modern Tarihçiliğin Babası” olarak nitelendirilmesi; Türk tarihi, edebiyat tarihi, medeniyet tarihi, hukuk tarihi, siyasi ve sosyal tarih gibi pek çok alanda onun açtığı yoldan gidilmesinden kaynaklanmaktadır.

Fevziye A. Tansel’in tespitlerine göre 1905-1967 yılları arasında Köprülü’nün, 1500 çalışması yayınlanmıştır.[1] Hayatının belirli bir kısmında vaktini önemli ölçüde siyasi yaşantısına ayırmasına rağmen böyle bir sayının ortaya çıkmış olması Köprülü’nün ilmi faaliyetlere bir ömrü vakfetmiş olduğunu gösterir.

Geride bu denli çok eser bırakmış Köprülü’nün ilmi hayatı ve eserlerinin yanında siyasi hayatıyla ilgili araştırmalar mevcuttur. Hayatı ve eserleri başlı başına çok uzun ve nitelikli bir çalışmanın konusu olan Köprülü’nün, bu yazıda hayatı ve eserlerinden ziyade tarihçiliği üzerinde genel bir çerçeve çizilmesi amaçlanmıştır.

Köprülü’nün tarihçiliğinin öneminin anlaşılması için kendinden önceki tarihçilik anlayışına bakmak gerekir: Osmanlı devri tarih yazıcılığı, Orta Çağ tarihçiliğinden önemli bir farkı yoktu. Olaylar genellikle rivayetlere dayandırılarak anlatılırdı. Osmanlı tarih yazıcılığı Yavuz Sultan Selim dönemine kadar İran etkisinde, Mısır’ın fethinden sonra ise Arap tesirindeydi.[2]

Halil Berktay’a göre Osmanlı vakanüvisi geleneksel Ortaçağ toplumlarında görülen bir tarihçi tipiydi. Bu insanlar ayrıca hanedanın kaderinden kopması imkânsız bir maaşlılar grubuydu. Hal böyle olunca ortaya bir hanedan tarihi anlayışı ortaya çıkıyordu ve bunun fonunu da dinsel tarih anlayışı oluşturuyordu.[3] Bu tarihçilik anlayışı gerek ilmi açıdan ve gerekse ortaya çıkan oryantalist iddialara cevap verebilme yeterliliği açısından noksandı.

İşte bu noktada Köprülü’nün tarihçiliğinin kendinden öncekilerle farkının anlaşılması açısından şu örneği verebiliriz: Batı Oryantalist görüşüne göre Türkler XI. Yüzyılda İslam uygarlığı alanına girmeden önce son derece geri tamamen göçebe ve uygarlığa geçiş becerisi bakımdan yoksundular. Bunun yanında, bu söyleme göre, bu kadar ilkel bir kavim Osmanlı Devleti gibi köklü bir yapıyı kuramazdı bu yapı ancak Bizans taklidiyle ortaya çıkmıştı. Dikkat edilirse tüm vurgu, Türklerin, tarihi açıdan bu kadar önemli gelişmeleri ancak Bizans’la karşılaşması nedeniyle ortaya çıktığı noktasınaydı.[4] Ortaya atılan bu algı sürekli olarak kullanılıyordu. Bu algı kendi kendine ortaya çıkmış ve sebepsiz değildi. Oryantalist yazarlar özellikle Wilson İlkeleri nedeniyle Türklerin bulundukları yerlerde esas unsur olmadığı sonradan gelmiş ve kendinden öncekileri taklitle var olmuş “barbar” bir kavim oldukları algısını önce çıkararak, Türklerin çoğunluk olduğu bölgelerdeki, azınlıkların elini güçlendirme niyetindeydiler.[5] Köprülü bu kasıtlı algıya “Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri” adlı çok önemli eserini yazarak ilmi metotlara uygun cevap vermiştir.[6] Bu eserinde peşin hükümlerden uzak tamamen ilmi metodları kullanarak her müeeseseyi kendi tarihi seyri içerisinde aktarmıştır. Köprülü’nün pek çok eseri gibi bu eserde Avrupa’da büyük yankı uyandırmıştır.

Fuat Köprülü bir tarihçi olarak Annales Tarih Okulu’ndan etkilenmiştir.[7] “Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” adlı makalesinde Köprülü, o güne kadar okuduklarından yola çıkarak usul hakkındaki fikirlerini yazmış ve usûl konusuyla ilgili olarak ilmi hayatımızda önemli bir kapıyı açmıştır.

Köprülü’nün Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” adlı makalesinde temel olarak belirttiği en önemli şey aslında Osmanlı tarihçiliğinin bir “saray tarihçiliği” olduğu ve yapılması gerekenin ise “sosyal tarihçilik” olduğudur.[8] Bu durum Köprülü’nün tarihçiliği bakımından da esasen temel niteliktir. O, Türkiye’de, “sosyal tarihçilik” ve “modern tarihçilik” olarak nitelendirilen günümüzde geçerli tarihçilik anlayışının ortaya çıkmasında ilmi zekası ve çalışkanlığıyla öncü rolü üstlenmiştir.


[1]  Bkz. Fevziye A. Tansel,  “Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün Yazıları İçin Basılmış Bibliyografyalar”, Türk Kültürü, yıl: VI, sayı:68 (1968), s.543-556; Hanefi Palabıyık, Ord. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü’nün İlmi Hayatı ve Tarihçiliği, Akçağ Yayınları, Ankara, 2005, s.114’den naklen.

[2] Palabıyık, A.g.e, s.67

[3] Halil Berktay, Cumhuriyet İdeolojisi ve Fuat Köprülü, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1983, s.24

[4] A.g.e, s.19-20

[5] A.g.e, s.22-23

[6] Detaylı bilgi için bkz. Fuat Köprülü, Bizans Müesseslerinin  Osmanlı Müesseselerine Tesiri, Akçağ Yayınları, Ankara, 2013

[7] Bkz. Berktay, A.g.e, s.83-85

[8] Fatma Acun, “Modern Türk Tarihçiliğinin Başlangıcı ve Mehmet Fuat Köprülü”, (Ed.Ahmet Şimşek), Türk Tarihçileri, Pegem Akademi, Ankara, 2016, s.72