Jared Diamond‘un kaleme aldığı, çevirisini Ülker İnce‘nin yapmış olduğu “Tüfek,Mikrop ve Çelik” adlı eseri inceledik.

Kaliforniya Üniversitesi coğrafya ve fizyoloji profesörü olan Jared Mason Diamond, 19.yy modern dünyasında ki özellikle Avrupa’sında popüler olan “Bilim’i” ,evreni anlamak ve doğru yolla açıklamak amacıyla kullanmıştır.  Bir kitabında geçen “Bilim her zaman ‘laboratuvarda yapılan kontrollü deneyler sonucu elde edilen bilgiler bütünü’ olarak, yanlış anlaşılmıştır. Bilim aslında çok daha geniştir: Evren hakkında güvenilir bilgi elde edebilmenin tek yoludur.” sözü ile bilime olan güvenini ve bilimin önemini açıkça belirtmiştir. Fakat farklı olarak Diamond, canlılığın dünyadaki konumunu Avrupa burjuvasını merkeze alarak değil her toprağın insanına ayrı ayrı yer vererek değerlendirmiştir. Özellikle Amerika’ nın kurulması ve kaynakların artık akacağı yeri tam olarak bulmasıyla birlikte 20. yy bilim adamlarının bu durumu anlama çabası içerisine girmesi ile birlikte gerek sosyal bilimlerde gerekse canlı bilimlerinde yeni sorular gün yüzüne çıkmıştır. Zaten diğer toprak sahiplerine (Afrika, Yeni Gine, Çin, Japonya…) yabancı ve anlayamayan gözlerle bakan Avrupa bilimcileri bu zor sorular ile daha da çok çetrefilli bir anlam arayışı içine düşmüşlerdir. Fakat yazar Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabı ile bu iç karışıklığından güncel bilimsel açıklamalar ile insan türünü de kendi içinde ideolojik bir hiyerarşi ile ayırmadan adil bir coğrafik ve biyolojik sınıflandırmaya gitmiştir.

1997 yılında yayımlanan Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabı ülke ayrımı yapmaksızın sadece insan topluluklarının sürecini açıklayıcı bir dil ile bilim dünyasına sunmuştur. Kitabın insanlık tarihinde hayati dönemeçleri oluşturan kritik 3 noktaya vurgu yaparak bunların birer “yazgı” olmasını vurgulaması yeni Avrupa’ nın yüksek sorunsallarına ilaç olması niteliği sayesinde 1998’ de Pulitzer Ödülü ve En İyi Bilim Kitabı Ödülü ile onurlandırılmıştır. Nitekim büyük bir arayış içinde yaşamını idame etme yarışında “tüfeği” diğer insanların alnına tutmayı tercih eden Avrupa, Amerika adını verdiği topraklara giderken diğer bir yazgı olan “çiçek hastalığı” virüsünü hesaba katmamış olsa da insanın ürettiği teknoloji dışında evrimleşen bir organizmalar yumağı da M.Ö. 11.000 yıl öncesinden insanı takip etmekte geri kalmadığını açıklayan Diamond, bunun ardından “çeliğin” yeni kurulması istenen dünyaların hammaddesi haline gelmesini fark etmemizi sağlamıştır.

Her şeyden önce kuş türlerini araştırmak için gittiği birçok yerin izlenimleri sonucunda yeni sorular edinmekle kalmayıp iletişime geçilmesi gereken bir tür olan insanın önemini okuyucuya veren yazar, kitabını Yeni Gine’ de tanıştığı Yali’ ye atfederek aslında bilim yaparken de kral tahtından inmek gerektiği çıkarımının yapılmasını sağlamaktadır. Yali ve yazarın birbirine yabancı olması ve birbirlerini anlamaya çalışmaları sonucunda her ikisinin de sorular sorup insanı tüm bu olaylarda konumlandırmaya çalışmaları Diamond’ a bu kitabı yazdırmıştır. Biraz Dünya Tarihi okuyan herkesin aslında aklına takılan “Neden Avrupalılar Amerika’yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa’yı keşfetmedi?” sorusu her ne kadar klişe gibi algılansa da önemini koruyarak bu kitabın yazılış amacı olmuştur. Her şeye Yali’ nin sorusu ile başlamak gerekir insanlık tarihinde, diye bir çıkarım yapılacak olursa aslında ilkellik olarak tanımlanan farklı coğrafyalardaki insanların yaşayışları bir ilerilik veya gerilik mevzusu değil coğrafyanın büyük etkisiyle oluşan faklı gelişme şekilleridir yargısı kitaptan edinilebilir. Yazarın da dediği gibi “Gelişmişlik, genetik değildir; sonradan coğrafya yoluyla kazanılmış avantajlardır.”

Canlılık tarihinden başlayarak tarım ve hayvancılık ile nasıl yazgımızı çizdiğimizi ve halen çizmekte olduğumuzu 4 temel bölümde açıklayan yazar, yaşanılan coğrafyanın aslında Amerika’ nın keşfedilmesinin nedeni olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim ‘her şekilde yaşam ve iktidar ihtiyaçlarını karşılayan bir topluluğun mu dışarı açılması mantıklıdır yoksa ortada sıkışıp kalmış Avrupa’ nın mı yeni arayışlara kalkışması mantıklıdır? ‘ sorusu kitaba sorulduğunda yanıt yine “coğrafya” olacaktır. Evcilleştirilen hayvanlar ile mikropların da mutasyon sonucu bize geçmesi ve insanların da birbirine bulaştırarak gizi kurşunlar ile birbirlerini öldürmeleri sürecini veren kitap, dillerin yayılmasında bile bir coğrafya ürünü olarak atın rolünü özenle yerleştirmiştir.

İnsanlık tarihini başından alıp Yali’ nin sorusuna, aslında tüm dünyanın sorusuna, akademik ve bilimsel dille cevap veren yazar; tarımın, hayvancılığın, nüfus artışının, krallıkların kuruluşunun, toplulukların yıkılışının devamında tüfeğin yani silahın savaş metası haline getirilişinin canlılığın ise evcilleştirilmeye cevap olarak verdiği mikropların ve çeliğin yani sanayi çağının serüvenini tek kitapta kanıtları, bilimsel ve sosyal deneyler ile sunmuştur.

Kısacası kitaptan bir kuram çıkarılacak olursa o kuram “insanlık tarihi aslında insanlar arasında sanılırken doğanın insanlar ile iletişiminden oluşan bir soru-cevap, etki-tepki meselesidir.” olacaktır.


Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Çeviri; Ülker İnce.