Hükümdarı hükümdar yapan çeşitli unsurlar, alametler vardır. Hükümdarlık alametleri serimizin ikinci yazısında Hutbe ve Taht‘a değindik.

Hutbe

Hükümdarlık sembollerinden bir tanesi de hutbedir. Bir dini öğüt diyebileceğimiz hutbe, Cuma ve bayram namazlarında okunur. Adet olduğu üzere Cuma namazından evvel, hükümdarın hakim olduğu tüm topraklarda bulunan camilerde adını anmak bir hükümdarlık alameti olarak öne çıkmaktadır. Hutbe okunan cami doğrudan merkeze bağlı bir yerleşim yerinde ise önce Bağdat halifesinin adı, sonra hükümdarın adı tüm unvanlarıyla birlikte zikredilirdi. Eğer hutbe okunan cami vasal bir devletin toprağında ise önce Bağdat halifesinin adı, sonra hükümdarın adı ve unvanları son olarak ise vasal hükümdarın adı tüm unvanları birlikte zikredilirdi. Sadece Selçuklular için değil, Osmanlılar için de hükümdarlık sembolü olan hutbe, Selçuklular zamanında ilk olarak Tuğrul Bey ile birlikte okunmaya başlanır.

Vasal bir hükümdarın tabi olduğu hükümdarın adının hutbeden çıkartması, isyan ettiği anlamına da gelmekteydi. Bunun bir örneğini Kirman Selçuklu hükümdarı Kavurt’un tabi olduğu Sultan Alparslan’ın adının hutbeden kaldırmasıyla görmekteyiz.

Taht

Hükümdarlığın maddi sembollerinden bir tanesi de tahttır. Nitekim hükümdar tahta çıkarak kendini göstermektedir. Resmi törenlerde, vasal hükümdarların veya elçilerin kabulünde Sultan tahtta oturmaktadır. Hatta Tuğrul Bey halifenin kızı ile olan nikah töreninde dahi tahtta oturmuştur.

Taht, Sultan sefere çıktığı zaman da beraberinde götürülmekteydi. Altın veya gümüş kullanılarak yapılan taht, kıymetli taşlarla süslenir ve böylece ihtişam kazanırdı. Tahtın ihtişamı kabul edilen ziyaretçilere de devletin gücünü göstermek anlamında oldukça önemliydi.

Selçukluların ardılı olan Türkiye Selçukluları ve Osmanlılar’da da taht oldukça önem arz eden hükümdarlık alametlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.


Kaynak:

• Prof. Dr. Ali SEVİM – Prof. Dr. Erdoğan MERÇİL, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 2014.