İmparatorluğa giden yolda Osmanoğulları denizde ne gibi gelişme gösterdi? Denizlere hükmetmenin önemi ve Osmanoğulları‘nın izlediği yol hakkında bir değerlendirme yaptık.

Türklerin denizlerle karşılaşması Anadolu‘nun ilk fetih yıllarına kadar dayanır. Anadolu’ya ilk adımın atılışından itibaren Türkler, Kuzey Anadolu ve Batı Anadolu sahillerine ulaşır. Türklerin ilk ciddi denizcilik faaliyetlerini ise Batı Anadolu’da İzmir’de Çaka Bey başlatır. 1085’te İzmir ve civarının fethiyle denizlerde hareketlilik başlar. Çaka Bey’in öncülüğünde Türk denizciliği gelişir.

Çaka Bey‘den sonra Selçuklular denizciliği geliştirirler. Özellikle Akdeniz kıyısında Alanya’da, Karadeniz kıyısında Sinop’ta kurdukları tersanelerle denizlerde hakimiyeti pekiştirdiler. Tabii şimdilik denizlerdeki faaliyetler kısıtlı idi.

Selçuklulardan sonra ise bazı Anadolu beylikleri faaliyetlere devam ettiler. Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları ve Karesioğulları bu beyliklerdendir. Özellikle Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in 400 gemilik donanmasıyla elde ettiği başarılar daha sonra Osmanlı denizcileri arasında efsaneleşmesine neden oldu. Bu beyliklerin denizle iç içe olması coğrafi konumları ile ilgilidir. Aynı bölgede kurulacak olan Osmanlı Beyliği’ni de etkileyeceklerdir.

Osmanoğulları ise Karesi Beyliği’ni kendi sınırlarına katmasıyla denizlere ulaşabildi. Artık beyliğin denize kıyısı vardı ve burada ilk defa bir donanma ihtiyacı ile karşılaşmışlardı. İlk başlarda duyulan ihtiyaç Karesi Beyliği’ne ait gemilerle karşılandı. Ancak bu yeterli değildi. Bunun bilincinde Edincik’te, Gemlik’te, Karamürsel’de ve İzmit’te tersaneler kuruldu. Böylece Osmanlı deniz kuvvetlerinin ilk örnekleri bu tersanelerde verilmiş oldu. Ünlü denizci Karamürsel Bey’in kendi icadı olan “çekdiri” tipi gemi yüzyıllarca Osmanlı donanmasında kendine yer buldu.

Denizlerde az da olsa girişimlerde bulunan Osmanoğulları gözünü Rumeli’ye dikmişti. Bu noktada Rumeli’ye geçmek için tek güvenli yol vardı. Gelibolu. Gelibolu’ya Balkanlar ve Rumeli’ye açılan kapı gözüyle bakılıyordu. Güvenliydi ayrıca Gelibolu’nun alınmasıyla boğaz güvenliği de sağlanmış olacaktı. Her açıdan önemli bir konumdaydı. Çanakkale Boğazı ve Marmara sahillerini korumak mühimdi çünkü Marmara kıyılarında Osmanlı tersaneleri bulunmaktaydı. Bunu göz önünde bulundurunca Gelibolu’nun sadece bir geçiş noktası değil, aynı zamanda önemli bir kontrol noktası olduğu anlaşılıyordu. Bu nedenle kısa sürede Gelibolu’da bir tersane ve donanma kurmak gerekiyordu.

Osmanoğulları‘nın tedbirli davranmaya iten 2 güç vardı. Venedikliler ve Cenevizliler. Bu denizciler Karadeniz ve Ege Denizi’nde ciddi tehdit oluşturmaktaydılar. Bu duruma karşı ilk faaliyetleri ise Yıldırım Beyazid başlatır. Boğazın stratejik öneminin farkında olan Beyazid, Gelibolu’da deniz üssü kurma yolunda ilk adımları attı. Bu kapsamda 3 sıra kadırganın barınabileceği liman, gemi inşa tezgahı, malzeme deposu, çeşme, peksimet fırını ve baruthane inşa ettirdi. Böylece boğazın Türk hakimiyetinde olduğu ilan edildi. Bu dönemde Gelibolu’daki Osmanlı donanması 60 gemiden oluşuyordu.

Baktığımız zaman Osmanlı denizciliğinde eski Türk denizcilerinin etkisinin yanında bölgede faaliyet gösteren Venedik veya Ceneviz gibi diğer denizcilerin etkisi de görülür. Kimi zaman dostane kimi zaman düşmanca ilişkiler içine girmiş olsalar da karşılıklı etkileşim hep sürmüştür.

Donanmaların işlevine bakacak olursak gerek Selçuklular gerek Anadolu beylikleri gerek Osmanlı Beyliği devrinde bu donanmalar savaş donanması olmaktan çok akın donanması işlevi görmekteydi. Daha çok sahil şeritlerinde faaliyet gösterirdi. O dönemde Venedikli ve Cenevizli denizcilerle karşı karşıya gelmiş, kimi zaman galibiyet elde etmiş olsalar da  Osmanlı donanması  daha zayıf durumdaydı.

İstanbul‘un fethine giden yolda adım adım kendini geliştiren Osmanlı donanması, büyük fetihte önemli rol oynayacaktı.


Kaynak

• Erdoğan MERÇİL, “Selçuklu Devletleri Tarihi”, TTK Yayınları, Ankara 2014.

• Haşim ŞAHİN, “Anadolu Beylikleri”, Grafiker Yayınları, Ankara 2016.

• İdris BOSTAN, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, Türkler, X, 122-128, Ankara 2002.