Feodalite Nedir? Ne Anlam İfade Eder? Ortaçağ’da Feodal Düzen, Ortaçağ Avrupası’nda Feodal Düzen ve detayları yazımızda.

Feodalizm kelime kökeni olarak Latince “feodum” sözünden türemiştir. Yani bir efendinin gelecekte talep edebileceği hizmetler karşılığında bir toprak parçasını armağan olarak vermesi durumundan gelmektedir. Genel hatlarıyla Feodalite, krala bağlı lordlar ile vassalları arasında ortaya çıkmış bir sistemdir. Feodalite, örgütlenmiş güçlü bir devletin olmadığı yerel düzeyde bir hükümet gibidir. Roma İmparatorluğunun çöküşüyle başlayan özellikle Batı Avrupa’da hâkim olan düzenin adıydı. Feodalitenin soylular katmanı birbirine vassalite ilişkilerle bağlı olan bir piramit şeklinde örgütlenmişlerdi.

Orta Çağ Avrupa Feodalitesinin Temelleri

           Avrupa’da tesis edilen barış ortamı IX. yüzyılda bozulmuş ve otorite zayıflamıştı. Karolenj Devleti önce parçalanmış daha sonra da yıkılmıştı. Kuzey Doğu’dan gelen “Northman” olarak da bilinen Normanların istilaları başlamıştı. Konudan bağımsız olarak bu istilaların en önemli sonuçlarından biri de kuzeyin Hıristiyanlaşması olmuştu. Öte yandan güneyden gelen Müslüman Araplar Avrupa’nın Batı kısmını ele geçirmişlerdi. (Endülüs) Doğu’dan ise Macar istilası derken, Avrupa’nın birbirine zıt iki noktasında o zamanın dünyasında iki büyük medeniyet şehri varlık göstermişti. Birincisi Doğu’da Roma İmparatorluğunun mirasçısı Bizans’ın başkenti Konstantinopolis, ikincisi ise Müslüman hâkimiyetindeki İspanya’nın Kurtuba şehri idi.

           Avrupa’daki istilalar ve otorite boşluğu sebebiyle ortaya çıkan kargaşa ortamında halk, kendilerini korumak için çareler aramaya başladı. Zayıflamış merkezi otoritelerin güçsüz kralları ise, kendine bağlı kontlara ve düklere onları elinde tutabilmek için kendi payından toprakları dağıtmaya başladı. Fakat zaman geçtikçe bir zamanlar krala bağlı olan bu kontlar kendilerine bağlı topraklarda inşa ettiği kalelerde kraldan bağımsız bir hükümdar gibi davranmaya başladılar. Resmî evrâklarda hâlâ kralın mührü olsa da, bu evrâklara işlenmiş bir bağlılıktan öteye gitmedi.

 

Ä°lgili resim

 

            Baskın siyasal otoritelerin parçalanması beraberinde bir dizi siyasal, hukuki, toplumsal, ekonomik ve askeri gelişimleri getirdi. Bu süreç daha sonra kuramcılar tarafından “feodal rejim” olarak adlandırıldı. Bu noktada anahtar kelimeler zırhlı süvari, vassallik, fiel verme, özel kaleler ve şövalyelikti. Büyük zırhlı atlarıyla şövalyelik Batı’ya Charles Martel zamanında Bizans ve İranlılardan gelmiştir. Charles Martel bu süvarileri ordusuna kattıktan sonra beslemek için kiliseye ait olan topraklara el koydu. Bu nedenle aslında Charles Martel’e Avrupa Feodalizminin Kurucusu denmiştir.

            Feodalitenin klâsik çağı X-XIII. yüzyıllar arasıdır. Konunun önde gelen bilim insanları feodal çağı ikiye ayırmışlardır: birincisi, IX. yüzyıldan XI. yüzyıla kadar sürer. İkinci feodal çağ ise, XI. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar olan kısımdır. Asıl olarak Karolenj Devleti’nin çöküşünden sonra başlayan feodal evre, özünde Batı’ya özgü bir olgu olarak kalmıştır.

            Feodalitenin siyasî yönden getirdiği en büyük değişiklik, devlet iktidarının parçalanmış olması ve halkın doğrudan devlete değil, toprak sahibi senyörlere tabiî olmalarıdır.

            Feodal toplum, hiyerarşik olmaktan çok eşitsiz bir toplumdur. Soylulardan çok şefler vardır, köle ise yoktur. Bütün doğrudan üreticiler serftir. Feodal düzende toplum bir tarafta koruyan kimse olup, diğer tarafta korunan kimselerin olması demek değildir. Bundan çok daha karmaşık bir düzen mevcuttur. Kendisini diğer feodallere karşı daha güçsüz durumda hisseden feodal bey gerektiği zaman daha güçlü bir feodal beyin himayesi altına girebiliyordu ve böylece yukarıda bahsedilen piramit şeklinde bir yapılanma meydana getiriliyordu. Böylece bir soylu başka bir soylu kimsenin vassalı olabiliyordu. Sahip oldukları topraklar ise birer fiefti. Öte yandan bu toprakların bir bölümü de aynı şekilde fief olarak vassallerinin elindeydi. Fief’in kökeni Merovenj döneminde yaygınlaşan, askerî hizmet karşılığında yapılan ve geri alınabilen toprak temlikine dayanıyordu.

Feodal Düzende Vassallar

            Kaynaklarda vassallardan söz edilmeye VI. yüzyılda başlanır. Kelt dilinde “hizmetkâr” anlamında olan gwas kelimesinden türeyen vassus/vassallus terimi, ilk kez Kral Clavis tarafından 510 yılında yayınlanan bir Frank yasası şeklinde olan “Lex Scalica” da geçer. Sadece hizmetkâr olmayan aynı zamanda savaşçı bir toplum olan vassallar, VIII. yüzyılda Karolenj Devleti’nin yükselişinde önemli bir rol oynamışlardır.

            Senyör ve vassallar bağlılık yemini ile birbirlerine bağlanırdı. Vassal iki elini birleştirerek senyörün avucuna koyar, senyör de vassalın ellerini kendi elleri arasına alırdı. Vassal: “efendim kulunuz oluyorum” şeklinde bir cümle kurar ve sonrasında bağlılık yemini etmek üzere hizmete girerdi. Vassallar’da fieller babadan oğula geçer ve bu durum da vassalların kendilerine bağlı fiellerdeki gücünü arttırırdı.

            Sonuç olarak vassal, senyörünün yönetimine, adaletine ve ordusuna katılmak ile yükümlüydü. Senyör de kendine bağlı olan vassalı korumak zorundaydı. Bunların dışında, senyör de vassal da bazı haklara sahiptiler. Senyör kendisine ihanet eden vassal’a ceza verebilir buna karşılık yükümlülüğünü yerine getiremeyen, kendisini koruyamayan senyöre karşı da vassal, baş kaldırabilirdi.

Feodal Düzende Kilisenin Yeri

            Feodal düzen, tek bir olgu ile açıklanamayacak kadar fazla bileşenleri olan siyaseti, ekonomiyi, toplumu derinden etkileyen sistematik bir yapıdır. Bu bağlamda, feodal düzen içerisinde kilisenin de önemli bir yeri olduğunu hatırlatmak gerekir. Lâik senyörlere ait malikâneler olduğu kadar rahipler sınıfından senyörlere ait malikâneler de pek fazlaydı. Özellikle Augustus’un Roma Barışı’ndan sonra kilise gücünü ve etkisini giderek arttırmaya başladı. V. yüzyıldan XI. yüzyıla kadar olan süreçte Hıristiyanlığın köylüler ve barbarlar arasında yayılması tamamlandı. Böylece köylere kadar inen kilise örgütlenmeleri de tamamlanmış oldu.

Feodal düzenin Avrupa’nın her noktasında yayıldığı bir süreçte kilisenin de pek âlâ feodalleşmesi kaçınılmaz bir gerçekti. Nitekim “Kilise Prensliklerinin” ortaya çıkması bunu gösterdi. Bu prenslikler kimi zaman kralın yardımcısı konumundaydı fakat aynı zamanda da kralın denetleyicisi konumunda oldular. Başrahipler, piskoposlar, başpiskoposlar servetleriyle, iktidar ve komuta yetkileriyle birlikte büyük kilise senyörleri, en yüksek kılıç senyörleri ile aynı seviyede olmaya başladılar. Özellikle Gregorius reformu piskoposluk otoritesini güçlendirdi. Bağış ve satın alma yoluyla birçok köy kiliseleri lâiklerden alındı ve manastırlara bağlandı. Bu durum dinî öğreti ile sivil halk arasındaki ilişkiyi kopma noktasına getirdi. Giderek iktidar merkezi haline gelen kilise için iki tehlike ortaya çıktı: birincisi kilisenin gerçek niteliklerinden uzaklaşması oldu. İkincisi ise, kilisenin zenginliği karşısında sivillerin, senyörlerin özellikle de fakirleşen halkın kıskançlığı ve kalplerinde kiliseye karşı kin oluşması oldu. Kilisenin merkezî otoritesi devam eden süreçte sarsıldı.

Hıristiyanlığı ilk kabul eden barbar topluluklar Gotlar, Vizigotlar ve Vandallar idi. Arkasından Merovenj hanedanının kurucusu Kral Clovis de Hıristiyanlığı kabul etti ve böylece Franklar da Romalı Hıristiyanların dinini kabul ettiler. Bu durum ileride anlatılacağı üzere birçok konuda Avrupa toplumunun kimliğini oluşturdu.

Feodal Düzende Hukuk

            Orta Çağ Avrupası’nda hukuk sistemi de pek iç açıcı değildi. Germen istilalarının olduğu sıralarda Roma Hukuku’nun yerini bu barbarların sahip olduğu yazılı hukukun yanı sıra ağızdan ağıza geçen gelenekler almıştı. Giderek artan ve yayılan bu örfler, yazılı hukukun kullanımını sınırlandırdı. Karolenj iktidarı sırasında Cermen Hukuku, Roma Hukukunun yerini aldı. İnsanlar ülkelerinin yasalarına göre değil, bağlı oldukları ulusların yasalarına göre yaşamaya başladılar. Nitekim, Almanya ve Fransa’da yazılı olarak son kral kararnâmeleri 884’lü yıllarda kalmıştı. Örfî hukukun yerleşmesi hukukta feodalleşmeyi de beraberinde getirmeye başladı. Bu yerel örfler rejiminde belirli sınırlar içerisindeki her insan kendi topluluğuna ayrı bir hukuk geliştirdi. Böylece barbarlaşan Roma Hukuku’nda üç temel ifade ortaya çıktı.

 

  1. Ostrogot krallarının fermanları
  2. Lex Romana Burgondionum
  3. Kral II. Alerik’in emri ile 506’da derlenen Vizigotların Roma Hukuku

 

Feodal hukuk yüzyıllar boyu doğal bir şekilde örf ve âdetler ile evrim geçirdi. Bu dönemde mevzuat anlamında fazla müdahaleye tabiî tutulmamıştır. Fakat yine de iki önemli müdahale söz konusudur. Birinci müdahele, II. Konrad’ın 1037 tarihli Milano Fermanı oldu. İkinci müdahale ise, feodal âdetlerin ilk özel derlemesi olan XII. yüzyılda Lombardia’da hazırlanan Libri Feudorum olmuştu. Yazılı hukukun tekrar canlanması ise ancak XII. yüzyıl ortalarından sonra gerçekleşecekti.

Feodal Düzende Şövalyelik Etkisi

            Şövalyelik Orta Çağ Avrupa zihniyetinin Hıristiyanlık ile beraber en önemli iki olgusuydu. Chevalerie “Şövalye Sınıfı” sözcüğünden türetilen şövalyelik, en dar anlamıyla şövalyenin bağlı olduğu “Onur Yasası”na dayanır. Bu yasa dürüstlük, sadakat, mertlik gibi ahlâkî değerleri içeriyordu. Şövalyeliğin en önemli ilkeleri ise kiliseyi koruması, ülkesini sevmesi, kâfirler ile savaşması ve lorduna itaat etmesi idi.

Şövalyelik, feodal düzenin en çarpıcı sosyal özelliklerinden biriydi. En güçlü şövalyelerin kendilerine ait şatoları ve kaleleri vardı. Feodal düzenin klâsik biçiminin oluşmasını ve sürekliliğini sağlayan en önemli unsurdu. Charles Martel döneminde ortaya çıkan şövalyelik yine Charles Martel’in şövalyelerin atlarını beslemek üzere kilise topraklarına el koymasıyla biçimlendi. Yine bu dönemlerde üzenginin bulunmasıyla beraber zırhlı süvariler hareket kabiliyetlerini geliştirdiler. Avrupa’yı barbar akınlarından korumak adına en büyük koz olan şövalyelerin sayısını arttırmak gerekti. Buda daha çok toprak parçasının şövalye atlarının beslenmesi için ayrılması anlamına geliyordu. Böylece savaş hizmeti karşılığı olarak profesyonel savaşçılara toprak verme ilkesine dayanan feodal düzel klâsik biçimi almış olacaktı.

Sonuç

            IV. yüzyılda kavimler göçünün bir sonucu olarak başlayan Germen İstilalarının büyük bir İmparatorluğu yıkmasından daha kötü ve derin etkileri olmuştur. Germen istilalarından XII. yüzyıla kadar olan süreçte kuzeyden Normanların, güneyden Müslümanların ve batıdan Macarların kıskacı altında kalan Avrupa, 476’te Roma’nın yıkılışından sonra bu olaylar karşısında dayanamadı. Germen kavimleri Avrupa toplumunu asimile etti. Dünya ile ilişkisi kopan Avrupa kabuğuna çekildi. Barbar saldırılarına karşı kendisini koruyacak kimseleri arayan halk, dönemin yerel güçlerinin himayesi altına girdi. Görünüşte krala bağlı olan bu yerel beyler teoride bağımsız hareket ettiler. Karolenj hükümdarı Charles Martel ile beraber ortaya çıkan Avrupa’daki şövalye sınıfıyla beraber feodal düzenin klâsik düzeni rayına oturmuş bulundu. IX. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar devam eden bu klâsik düzen Haçlı Seferlerinden sonra kaybolmaya başladı. Böylece Batı Avrupa’ya yapılan istilaların sonucu olarak şekillenen feodalite, Doğu’ya gerçekleştirilen bu kez başrolde barbarlaşmış Avrupalıların olduğu Haçlı Seferlerinden sonra trajik bir şekilde son buldu ancak etkileri Avrupa üzerinde hissedilir bir şekilde kaldı.

 

KAYNAKLAR

 

            Akpınar, İbrahim, “Feodalite’nin Ortaçağ Avrupası’ndaki Tarım, Endüstri ve Ticaret Hayatındaki Rolü” (Yüksek Lisans Tezi), Gazi Osmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Tokat 2013).

 

            Bloch, Marc, Feodal Toplum, (trc. Mehmet Ali Kılıçbay), Savaş Yayınları, Ankara, 1983.

 

            Davies, Norman, Avrupa Tarihi, (trc. Mehmet Ali Kılıçbay), İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2006.

 

            Eco, Umberto, Ortaçağ Barbarlar-Hıristiyanlar-Müslümanlar, (trc. Leyla Tonguç Basmacı), Alfa Tarih Yayınları, İstanbul, 2014.

 

            Goff, Le J., Ortaçağ Batı Uygarlığı, (trc. Hanife Güven-Uğur Güven), Dokuz Eylül Yayınları, İzmir, 1999.

 

            Gül, Muammer, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2009.

 

            Seignobos, Charles, Avrupa Milletlerinin Mukayeseli Tarihi, (trc. Samih Tiryakioğlu), Varlık Yayınları, İstanbul, 1960.

 

            Somçağ, Selim, Avrupa Feodalizminin Evrimi, Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 1994.

 

            Ülgen, Pınar, Ortaçağ Avrupasında Kölelik-Toplum ve Hukuk, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2013.