Kore sorunu, uzun bir aradan sonra tekrar Dünya gündeminde ilk sıralarda. Peki bu sorun nereye dayanıyor?

Kore yarımadası tarih boyunca etrafını sarmış olan üç büyük devlet arasında tampon bölge konumunda bulunmuştur. Rusya, Çin ve Japonya; zaman zaman Kore topraklarını kendi hakimiyetleri altına almayı düşünmüşlerdir. Rusya, doğal kaynakları ve limanları için, Japonya Asya ile olan bağlantısı için Kore’ye ilgi göstermiştir. Çin ise Kore’yi her zaman imparatorluğun bir parçası olarak görmüştür.

1910-1945 yılları arasında Japonya hakimiyeti altında yoksulluk içinde yaşayan Kore, Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atmasını fırsat bilen Rusya tarafından Kore’nin kuzeyi işgal edildi. 38. paralelin kuzeyindeki Kore toprakları Rusya hakimiyetine girerken, güneydeki topraklar Amerikan ordusu tarafından işgal edilir. Bunun sonucunda Kore toprakları ikiye bölünmüş oldu.

10 Mayıs 1948 tarihinde Güney Kore’de Birleşmiş Milletler komisyonu gözetiminde bir seçim yapılmış ve 12 Temmuz 1948 tarihinde Kore Cumhuriyeti yönetimi Amerika’dan devralmıştır. Buna karşılık Ruslar ise Kuzey’de Kore Demokrat Halk Cumhuriyeti’ni ve Kuzey Kore Kızıl Ordusu’nu kurmuştur.

Rusya güdümündeki Kore Demokrat Halk Cumhuriyeti, bütün Kore topraklarını komünist rejim altında toplamak istemekteydi. Kore Cumhuriyeti ise askeri olarak yetersiz durumdaydı ve ilişkiler gittikçe gerginleşmekteydi. Taraflar arasında ikili anlaşmalar yapılmış, böylece Amerika Kore Cumhuriyeti’ni (Güney Kore), Rusya ise Kore Demokrat Halk Cumhuriyeti’ni (Kuzey Kore) açıkça desteklemiş oldu. İki süper güç müttefiklerini askeri açıdan donatmaya girişmişti.

1950 yılına gelindiğinde Güney Kore’nin yaklaşık 100.000 kişilik bir ordusu bulunurken, 25 Haziran 1950 günü Kuzey Kore yaklaşık 183.000 kişilik ordusu ile sınır olan 38. paralel üzerinden saldırıya geçti.

Amerika Birleşik Devletleri ise Kuzey Kore’nin barışı bozduğunu gerekçe göstererek Birleşmiş Milletler Ordusu’nu göreve çağırdı. Kuzey Kore’nin bu sürede işgal ettiği topraklar Birleşmiş Milletler Ordusu tarafından tekrar geri alındı. Birleşmiş Milletler Ordusu’na karşılık Çin’de gönüllülerden oluşan bir birliği bölgeye gönderdi. Bu birliği durdurma görevi ise Türk Tugayı’na verilmişti.

Çin’in savaşa dahil olması savaşın süresini şüphesiz uzatmıştır. Yaklaşık 320.000 kişilik bir Çin kuvvetinden söz edebiliriz. Çin Ordusu Seul şehrine kadar ilerlemiş bu sürede Birleşmiş Milletler Ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Daha sonra Türk Tugayı’nın da desteği ile Seul şehri kurtarılmış ve Birleşmiş Milletler Ordusu 38. paralele ulaşır. Savaşın uzun sürmesi, tarafları yormuştu. Barıştan başka bir yol kalmamıştı. 1951 senesinde başlayan barış görüşmeleri Stalin’in karşı tutumu nedeniyle uzamış ve Stalin’in 1953 senesinde ölümünden sonra 27 Temmuz 1953 tarihinde barış sağlanmıştır. Buna göre 38.paralel ateşkes bölgesi olarak kabul edildi.

Üç yıla yakın süren mücadelede sonuç alınamamış ve Kore toprakları, iki süper gücün himayesinde bulunan iki devlet arasında bölünmüştür. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile kendini dışarıya kapatan ve rejimini devam ettiren Kuzey Kore, günümüzde de bu durumunu korumaktadır. Güney Kore ise günümüzde gelişmiş teknolojisi ile dikkatleri üzerine çekmekte.

Ancak Soğuk Savaş döneminden kalma alışkanlık olan, Rusya’nın Kuzey Kore’ye, Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Kore’ye hamiliği halâ devam etmekte.


 

Kaynakça:

*Ahmet EMİN YAMAN, “Kore Savaşı’nın Türk Kamuoyuna Yansıması”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 2005, s.231-245.

*Gökhan DURAK, “Türk ve Dünya Basınında Kore Savaşı ve Türkiye”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2015, s.323-339.