Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâm Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Hanefi Palabıyık hocamız ile Siyer Yayınları’ndan çıkan İslâm Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı üzerine yazarımız Kemal Akkurt bir röportaj gerçekleştirdi.

İslâm Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı’nın fikri ne zaman ortaya çıktı? Hazırlıkları ne zaman başladı? Siz de bu külliyatın editörlerinden birisiniz, editörü olduğunuz kısmın ve külliyatın ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz?

Türkiye’deki İlahiyat fakültelerinin anabilim dalları kendi aralarında Anabilim Dalı Koordinasyon toplantıları yapmaktadır. İslam tarihçileri de yaklaşık 20 yıldır bu toplantıları yapmaktadır. Ben ikincisinden itibaren -bu yıl Samsun’da yapılan hariç- tüm toplantılara katıldım. Daha önceden konuşuluyor olsa da 2009 yılındaki toplantıda böyle bir eser yazılması resmen karara bağlandı, kitaplara uygun editörler tayin edildi. Demek ki 10 yıllık bir çalışma sürecimiz olmuş.

Daha sonraları özel toplantılar ve sadece editör toplantıları yapıldı. Bu toplantılar başlangıçta hem farklı şehirlerde, hem de anabilim dalı koordinasyon toplantılarının hariçlerinde neredeyse her yıl yapıldı. Gerçekten herkes çok ciddi ve büyük bir gayretle çalıştı. Önce çalışma alanı konumuzla ilgili olan hocalarımızı, özellikle, doktora ve doçentlik çalışmaları olanları tespit ettik. Sonra konuyla ilgili kitapları, eğer yoksa alanda makaleleri olan hocaları tespit ettik. Bazı isimlere başka hocalarımızın tavsiyeleri ile eriştik. Bazı hocalarımız başlangıçta ekibe katılmışken çeşitli sebeplerle ayrılmak zorunda kaldılar. Sonraları telefon ve e-postalar üzerinden yazışmalarımızı sürdürdük.

Başlangıçta, editörlüğünü üstlendiğimiz cildin tek cilt olarak hazırlanması gibi bazı hususların, sonradan tabii seyri içinde değişmesi gerektiği açığa çıktı. Mesela Selçukluların bizim cildin içinde yer alması düşünülmüştü. Sonradan müstakil olması kararlaştırıldı. Buna Beylikler eklendi. Abbasiler döneminde kurulan devletler, müstakil bir cilde dönüştü. Her cildin editörleri, konunun uzmanı olan ve alanda çalışmalar yapan hocalarımızdı. Bu durum bazı hususları çok kolaylaştırdı ama süreç uzun ve sıkıcıydı tabii.

Kendi editörlük ciltlerimiz için yaşadığımız süreç, muhtemelen diğer editör hocalarımız için de aynı olmuştur. İlk yazılar geldi, okundu, standartlar açığa çıktı, bunlar istenerek düzeltme vb. için geri gönderildi. Çalışmaların tamamının mümkün olduğunca ilk ve temel kaynaklara bağlı olarak yazılması isteniyordu. Bu hususa azami özen gösterilmeye çalışılmıştır. Yazılar yeniden geldi, elden geçirildi yeni taleplerle geri gönderildi falan, tabii bu süreç, birkaç yıl sürdü. Bu arada yazarlarımızda bazı değişiklikler yaptık. Onlardan dolayı da süre yeniden uzadı. Yrd. Doçent olan hocalarımız bu arada doçent, doçent olan hocalarımız da Profesör oldular. İsteyen hocalarımız yazılarını elden geçirdiler. Diğer editör ortağım olan Prof. Dr. Osman Çetin Hocam, okuyor, işaretliyor, gözden kaçan hususlara el atıyor, ben bir yandan onları düzeltiyor, yazarlarla koordinasyonu sağlıyor ve metinlerin teknik birliğini sağlamaya çalışıyordum. Mesela kaynakça ve dipnotlar, tarihlendirmeler, kavramlar gibi. Fakat öyle oldu ki, metinlerin gidiş gelişleri ve sürecin uzaması herkesi yordu. Daha iki sene önce şecere veya hükümdarlar listesi ve önemli olaylar cetvelleri istedik. Bunu da ihmal etmemeye çalıştık. Ancak şecere oluşturmayı teknik olarak beceremeyince hükümdarlar listesi olarak vermekle yetindik.

Çok ciddi ve gayretli olmamıza rağmen, gözden kaçan hususların olabileceğini de kabul ediyoruz. Bu hususta her türlü eleştiriye açığız ve bu eleştirilerin kusurlarımızı görmemizi sağlayacağından ve eserin daha da kemaline hizmet edeceğinden de şüphemiz yoktur.

Külliyat çok sayıda harita, görsel, tablolar ile zengin bir kaynakça içeriyor ve alanında uzman hocalarımızın kaleminden ortaya çıkmış bir külliyat bu bakımdan İslâm tarihi çalışmalarında İslâm Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı’nın ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

Ben 20’nin üzerinde editör ve 200’e yakın yazarın bir araya gelerek oluşturduğu bu eserin bir külliyat olarak alternatifi olduğunu düşünmüyorum. Bu eser tam bir külliyattır yani Müslümanların tüm tarihini Allah Resulü’nün zamanından itibaren klasik dönemlerin tamamını neredeyse bütün yönleriyle içermektedir. Neredeyse diyorum, çünkü tabii ki ele alınmayan, bilerek veya bilmeyerek dışarıda bırakılan çok başlık bulunmaktadır. Ama şunu da unutmamak lazım, bazı hususlar süreç istiyor. Yani daha önce hiç hakkında yazıların yazılmadığı hususlar var, bu konuları yazacak veya o hususta yazı siparişi verilecek araştırmacı bulmak zor, bulsanız da süreyi kullanmak zor. Herkesi tanımıyorsunuz, bazıları kabul etmiyor, sizi ve içinde bulunduğunuz yeri beğenmiyor, akademik, sosyal vb. kaygılarla veya en çok da vakitsizlik kaygısıyla birçok kimseyi projeye dâhil edemiyorsunuz. İsim vermem uygun olsaydı burada bazı isimler verebilirdim ama olmuyor işte. O isimlerin bu çalışmada kesinlikle yer alması gerekiyordu, ancak olmadı. Bu durum da gayet normal tabii.

Burada elde ettiğimiz bazı şeyler var. Birincisi böyle uzun soluklu ve ekip çalışmasını yürütmenin başarısı, sonuç itibariyle çok güzel oldu. İkincisi eser çıkacak ki daha iyisi gelsin. Mesela bizden önce Kayıhan Yayınları’ndan Hasan İbrahim Hasan’ın İslam Tarihi kitabına ilavelerle neşirler yapıldı. Çağ Yayınları’nın Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi kitabı cilt cilt çıkarak tamamlandı. Yine Yeni Türkiye Yayınları’nın Türkler kitabı da bu konuya başka bir örnektir. Ancak bunlarda hem tercümeler çok ve hem de yabancılıklar vardı. Bizim eserimiz ise tamamen yerli, konuları yani içeriği itibarıyla diğerlerine göre daha eksiksiz, zengin ve telif eserdir. Bundan sonraki çalışmalar bunun daha iyisi olmalıdır inşallah. Ben mükemmellikten bahsetmiyorum. Tabii ki kimsenin böyle bir iddiası olamaz, ama gayret ettik, ciddiye aldık ve samimiyetle bu eseri ortaya çıkardık.

Koordinatörümüz Prof. Dr. Mehmet Şeker Bey ile yayınevi çalışanları ve editörü Muhammed Ali Alioğlu Bey’in gayret ve teşvikleri olağanüstüydü. Tüm yük Mehmet Şeker Hocamla Muhammed Bey’de olmasına rağmen onlar da hiç bıkmadı.

Eserin çok sayıda görsele ve haritaya sahip olduğu doğru. Ancak bu hususta iyi olduğumuzu düşünmüyorum. Ben tarihini çalıştığım her devletin haritasını da yapabilmeliyim, hem de çok profesyonelce. Maalesef böyle yetişmiyoruz. Prof. Dr. Salim Cöhçe Hocam, öğrenciliğinde DSİ’nde topograf olarak çalışmış, haritalarını kendi yapıyor. Ama bununla alakalı başka bildiğim hocamız da yok.

Gerek metodu ve içeriği ve gerekse kaynakçası itibarıyla bu çalışmanın büyük bir boşluğu doldurduğu, ihtiyaca cevap verdiği ve eksikliği giderdiği açıktır. Çünkü bize, “çok dağılmadan okuyabileceğimiz tam bir İslam Tarihi kitabı önerir misiniz?” diyenlere, artık herkesin önerebileceği bir kitabın varlığı, bu eserle önümüzdedir.

Son dönemlerde İslâm tarihi ve medeniyetine yönelik farklı çalışmalar da çıkmış durumda, İslam Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı’nın diğer çalışmalardan nasıl bir farkı olduğunu düşünüyorsunuz?

Yukarıda buna temas ettim. Yeniden değinmeme gerek yok. Ancak şunu iddia etmemiz uygun olmaz: Mesela kendi yazdığım Gazneliler bölümü için söyleyecek olursam, şunlara dikkat çekmek isterim: Buradaki bilgiler ve bölümler, kitap/külliyat içerisindeki yerine göre dağıtılmış ve konumlandırılmıştır. Yoksa Gazneliler hakkında söylenecek çok şey vardır, konu hakkında genişçe bilgilenmek isteyenler çok daha özel çalışmalara gitmelidirler. Buradaki bütün bölümler için bu husus gözden kaçırmamalıdır. Ama zaten böyle bir eserin de özelliği budur.

Yine Hz. Peygamber’in Hayatı, hakkında yazılan bir ciltten ibaret olamaz tabii. Birçok hususta yapılan derinlemesine çalışmalar bulunmaktadır. Ancak onlar daha özel, ilave bir çalışma ve okumalar istiyor. Burada ise, bir bütün olarak Müslümanların tarihi serüveni gözler önüne serilmektedir.

Türklerin İslâm medeniyetine katkısı ile ilgili de bu külliyatı bir kaynak olarak görebilir miyiz? Türkler ve İslâm medeniyeti konusunda külliyatın sahip olduğu içerikten bahseder misiniz?

Bu soru için, editörlüğünü üstlendiğimiz iki cildin muhtevası itibariyle bir şeyler söylemem gerekiyor. Sekiz ve dokuzuncu ciltlerde, Arap-Türk Münasebetleri, Abbasiler Döneminde Türkler, Hazarlar, Tolunoğulları, Ihşidîler, Sâcoğulları, İdil Bulgarlılar, Türk Hâkanlığı (Karahanlılar), Gazneliler, Hârizmşahlar, Moğollar ve İslamlaşmaları, İlhanlılar, Altın Ordu Devleti, Timurlular, Delhi Türk Sultanlığı, Babürlüler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safevîler ve Memlükler ele alınmış; her devlet; siyasi tarih, kültür ve medeniyet tarihi ile teşkilat tarihi açısından incelenmiştir. Bu durum tüm ciltlerde de gözetilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda her türlü okuyucu için eserin kaynaklık teşkil edeceğini söyleyebilirim. Bu açıdan şu anda bir alternatifi de bildiğim kadarıyla bulunmamaktadır. İnşallah bundan sonra daha da iyileri çıkar.

Bu ciltlerin, Türklerin İslam ve bir anlamda dünya tarihi içerisindeki yerini ortaya koymak ve gözler önüne sermek için yeterli olduğunu tabii ki düşünmüyoruz. Ama bu husustaki büyük bir boşluğu kapatacağı ve fotoğrafın tümünü ve bunun içindeki birçok detayı gözler önüne serip çıkaracağını düşünüyoruz.

Bu alana ilgi duyan ve araştırma yapanlar için temel kaynak mahiyetini taşıyan eserde 250’ye yakın konu başlığı bulunmakta olup yazılar 200’e yakın harita, 1000’in üzerinde görsel ve onlarca tabloyla desteklenmiştir. Her cildin sonunda kronoloji, dizin ve zengin bir kaynakça bulunmaktadır.

Siyer Vakfı ve İslâm Tarihçileri Derneği’nin ortaklaşa yürüttüğü projede tamamen ülkemizin üniversitelerinin İlâhiyat ve Edebiyat Fakültelerinde görev yapan akademisyenlerin telif yazıları yer almaktadır.

Projenin genel koordinatörlüğünü üslenen Prof. Dr. Mehmet Şeker Hocamızın dediği gibi oldu: “İslâm Tarihi ve Medeniyeti projesi aslında Türkiye’de eksikliği hissedilen bir konuydu. Başlattığımız bu proje sayesinde, Türkiye’nin farklı üniversitelerinden araştırmacıların birlikte hareket etmelerinin bereketiyle böylesine bir külliyatı yayın dünyasına kazandırdık.”

15 cilt ve 10 bin sayfadan oluşan İslâm Tarihi ve Medeniyeti külliyatının basımını Siyer Yayınları üstlendi. Bu hususta çok titiz çalışan birçok hatayı fark eden Siyer Yayınları editörü Muhammed Ali Alioğlu’nun da dediği gibi eser, Hz. Peygamber dönemi ile başlayarak Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar geçen 14 asırlık İslâm tecrübesinin 3 kıtaya yayılan serüvenini akademik titizlik ile ele almaktadır. Eser hem içerik hem de baskı kalitesi bakımından, ülkemizdeki nitelikli eser ve yayıncılık alanında belli bir seviyeye ulaşıldığının önemli bir göstergesidir.

Çalışmaya baştan itibaren emeklerini ve zamanlarını veren tüm editör ve yazarlara, daha sonra basımını üstlenen Siyer Vakfı yönetici ve çalışanlarına ve her zaman desteklerini yanımızda bulduğumuz ailelerimize teşekkür eder, çalışmanın hayırlı ve bereketli olmasını dileriz.

Bizler de kitaptarih.com olarak Sayın Prof. Dr. M. Hanefi Palabıyık hocamıza kıymetli vaktini ayırdığı için teşekkür ederiz.