HUNLAR yani HSIUNG-NU’LAR ÜZERİNE SOSYOEKONOMİK AÇIDAN BİR İNCELEME

Ana kaynaklarda geçen adıyla Hsiung-nu’lar yada bildiğimiz adıyla Hunlar. Bir devlet olarak ortaya çıkmalarıyla beraber Çin kaynaklarında kendine önemli bir yer bulmuşlardır. Zira Tou-man(Teoman)’dan sonra devletin başına geçen Mo-tu(Metehan) devletin siyasi ve askeri teşkilatlanmasını sağlayıp kendine bağlı merkezi bir devlet kurduktan sonra Çinlilerin o dönem için başlarında bulunan Han Hanedanı için çok büyük bir sorun oluşturmuştur.

Peki, Çinliler için bu kadar sorun oluşturan bir devletin sosyoekonomik yapısı nasıldı? Gelir kaynakları neydi? İhtiyaçlarını nasıl karşılayabiliyorlardı? Bu sorular muhakkak Hun Devletinin harekât kabiliyetini anlayabilmek açısından çok önemlidir.

Çin kaynaklarının aktardığına göre Hsiung-nu’lar otlakları takip ederek hayvan yetiştiren bir topluluktu. Yetiştirdikleri hayvanların başlıcaları ise at, sığır ve koyundu. Su ve otlakları takip ederek yer değiştiren bu topluluğun surlarla çevrili bir şehirleri yoktu.[1] Tarımla da uğraşmıyorlardı.[2]

Hsiung-nu’ların sosyal ve ekonomik yaşantısı açısından ana kaynağımızda verilen bilgiye göre hükümdarından halkına kadar herkes kendi yetiştirdiği hayvanın etini yer, derisi giyer ve postuna sarınırdı. Bu durum Hsiung-nu’larda yöneticinin halk üzerinden geçinmediğini, halka ekonomik bir dayatmada bulunmadığını, herkesin kendi ürettiğiyle hayatını devam ettirdiğini açık bir şekilde göstermektedir.

Herkes kendi varlığıyla geçinirken devlet yönetimi bu düzeni tamamen kendi haline de bırakmış değildi. Sonbaharda atlar semirdiği zaman büyük bir toplantı düzenlenir ve ormanın çevresi dolaşılırdı. Bu sırada insan ve hayvan sayımı yapılırdı.[3]

Gumilev’e göre Hsiung-nu’ların gelirleri şu kaynaklardandı: İtaat altına alınmış kabilelerden alınan vergiler, savaş ganimetleri ve Doğu Türkistan’ın zengin vadilerinde tarım yapan çiftçi zenginlerinin ödedikleri vergilerden oluşmaktaydı. Çinliler ise verdikleri vergileri gururuna yediremedikleri için bir tür hediye olarak kabul ediyorlardı.[4] Bunların yanında sınırda ki pazarlarda yapılan ticareti de Hsiung-nu’ların gelirleri arasına eklemek yerinde olacaktır.

Bu noktada savaşa bağlı gelirlere biraz daha detaylı bakmak yerinde olacaktır. Hsiung-nu’lar için savaşı kazanmak devletin çıkarına olduğu gibi bireysel açıdan da çok önemliydi. Çünkü savaşta adam öldürmek ve esir almak bireysel açıdan da ödüllendirilmeleri demekti. Savaşta adam öldürene veya esir alanlara bir kap içki verilerek mükâfatlandırıldığı ele geçirdiği ganimetlerin kendisine verildiği yakaladığı esirlerinde kendisine bırakıldığı ana kaynaklarda anlatılmıştır. Bu nedenle de bir taraftan da herkes kendisi içinde savaşmış oluyordu.[5]

Hsiung-nu’lar Çinlilere karşı pek çok akın yapmaktaydılar. Eberhard’a göre bu akınların altında yatanda ekonomik nedenlerdi. Bu akınlarla Çin’e hâkim olmak isteyen Hsiung-nu’lar bu hâkimiyetleri sayesinde gıda meselesini halletmiş olacak ve kendilerine gerekli her ihtiyacı daha muntazam şekilde karşılamış olacaktı.[6]

Ekonomik açıdan Çin’e yapılan bu seferler Hsiung-nu’lar açısından çok olumu olsa da Çin Seddi’nin Güney’ine doğru ilerlemek onlar için, kendilerinden çok daha fazla kalabalık olan Çin nüfusu içinde yaşayış şekillerini kaybetmeleri anlamına geliyordu. Hsiung-nu’ların göçebe yaşam tarzı yerleşik Çin tarım bölgelerini yönetmek için uygun değildi. Bu yaşayışı bırakıp Güney’e inip yerleşmek ise kültürel devamlılıkları açısından intihar anlamına geliyordu. Böyle bir hamlenin, onların Çin nüfusu içinde erimeye götüreceğini biliyorlardı bu sebeple özellikle Mo-tu döneminde askeri ve siyasi açıdan Çin’de o dönemde mevcut olan Han Hanedanı’na göre çok güçlü olmalarına rağmen Hsiung-nu’lar bulundukları bölgeden daha verimli olan Güney’e gidip yerleşmeyi düşünmedi.[7]

Çinliler Kuzey’den gelen bu akımları durdurmak amacıyla Çin Seddi’ni yapmıştı fakat bu set bekledikleri etkiyi göstermekten uzaktı. Bu durumu Gumilev şöyle açıklamaktadır:

Ancak iş (seddin inşası) tamamen bitince bu defa da bütün surları savunmaya yetecek kadar Çinli askerin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca her gözlem ve savunma kulesine az miktarda asker yerleştirilecek olursa düşmanlar daha önce olduğu gibi onları kolaylıkla saf dışı bırakacaklar ve komşular daha güçlü hale geleceklerdi. Eğer askerler belli kulelere yığılacak olursa bu defa düşman aradaki boş kulelerden içeri girecek ve ülkenin iç kısımlarına kadar ilerleyecekti. Bir kale korunamadığı zaman ise kale olmaktan çıkardı. Esasen Çin devlet erkanından bir çoğu bu surların yapımına karşı çıkmıştı.”[8]

Çin Seddi ile bu akınları durduramayan Çinlilerin akınları durdurabilmek için seçtikleri diğer bir yöntem ise “ho-chin” yani evlilik yoluyla uyum anlaşmasıydı. Bu evliliklerle Çinliler, Hsiung-nu’lara ipekli kumaş, pek çok yiyecek türü, içki ve hayvan yollayarak ekonomilerine katkı sağlamıştır. Bu gönderilenler Çinliler tarafından hediye olarak görülmüş olsa da yukarıda belirtildiği üzere aslında bunlar Çinlilerden alınan bir tür vergiydi.[9]

Sonuç olarak Hsiung-nu’lar göçebe yaşam tarzlarına ve savaşçılık yeteneklerine uygun olarak bir sosyoekonomik düzen inşa etmişti. Bu düzen devletin güçlü olduğu dönemlerde iyi işlemiş ve çokça gelir sağlamıştır. Fakat bu düzenin dayanakları yani askeri ve siyasi güç azalınca sosyoekonomik açıdan da Hsiung-nu’lar zayıflamaya başlamıştır.

Kaynaklar

[1] Ayşe Onat, Konuralp Ercilasun, Sema Orsoy, Han Hanedanı Tarihi Hsiung-nu (Hun) Monografisi, TTK Yayınları, Ankara, 2015, s.1

[2] Ana kaynakta Hsiung-nu’ların tarım yapmadıkları belirtilmekle birlikte bu cümlenin dipnotunda Çince metnin 3781. Sayfasında Hsiung-nu’ların hububat yetiştirdiklerine dair bir kaydın olduğu belirtilmiştir.

[3] A.g.e, s.8

[4] L.N.Gumilev, Hunlar, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2002, s.96-97

[5] Onat, Ercilasun, Orsoy, A.g.e, s.9

[6] Wolfram Eberhard, Çin Tarihi, TTK Yayınları, Ankara, 2007, s.87

[7] A.g.e, s.89

[8] Gumilev, A.g.e, s.70

[9] Onat, Ercilasun, Orsoy, A.g.e,s.11