Sinema yazarımız Cansu Gül bugün HER filmini sinema meraklıları için yorumladı. Her Film Eleştirisi kitaptarih.com’da.

Bazı şeyler yüzeysel görünse bile içinde farklı anlamlar taşır. Gizli bir hazine gibidirler. İçine girdikçe insan, gördüğünün ötesinde şeyleri görmeye başlar. Ancak ya görmeye çalıştığınız şey gerçek hayatta hiç var olmamışsa?

Her(aşk) yönetmeni  Spike Jonze farklı ve klişelerin ötesinde bir hikaye ile karşımıza çıkıyor bu sefer. Tamamen yeni bir dünya kuruluyor ve filmin içinde var olan her şeyi kendisi tasarlıyor diyebiliriz. Üstelik bu dünya gelecekte bir yerde ve mümkün olabileceği gibi düşüncesi bile insanı hüzünlendirecek cinsten.

Evet, hüzün diyorum. Çünkü filmde her şeyin sanal ortamda olduğu, insanların yolda yürürken yüzüne bile bakmadığı, bütün insanlığın kulağında bir kulaklık ile bütün işlerini halledebildiği bir ortam. Mektuplar bile bir işletim sistemi ile yazılıyor. İnsanlar artık duygularını aktarmaktan aciz. Çünkü onların hislerini mekanikleşmiş kalplerinden daha iyi aktarabilecek bir sistem var artık.

her movie ile ilgili görsel sonucu

Spike Jonze merkezine Theodore adlı yalnız bir adamı yerleştirdiği ve figür olarak kullandığı bu filmde aslında gayet güzel bir hikâye örüntüsü oluşturmuş. Ayrıldığı eşinin psikolojik etkisinden çıkamamış ve yokluğunu hisseden bir adamdır Theodore. Ayrıca tamamen asosyal ve evden işe, işten eve yaşayan bir adamdır. Geçmişe takılı yaşamaktadır. Gün içinde sürekli geçmişe gidişleri ile, durgunluğu ile depresyonda oluşu anlaşılmaktadır. Takıldığı bir iki arkadaşından başka kimsesi yoktur. Çevresinde gördüğü şeylere duygusal anlam yükleyecek kadar saftır. Saftır evet, çünkü filmin geçtiği döneme bakacak olursak bu tarz duygusal şeyler artık yok denecek kadar azdır. İnsanlar sevmektedir evet, ancak sevgi artık boyut değiştirmiştir. Günümüzde anlamını yitirmiş sevgilere sayıp söverken Spike Jonze bize ileride olması muhtemel bir aşk hikayesini gözler önüne seriyor.

Kahramanımızın aradığı aslında onu bu yalnızlıktan kurtaracak bir mucizedir. Bu esnada hayatına onun zevkleri ile donatılmış bir işletim sistemi girer(Samantha). Teknoloji sadece hayat kurtarıcı, hayatı hızlandırıcı bir etkiye sahipken bir anda duygusal açıdan insanın yerine geçecek düzeye ulaşmıştır. Gerçek hayattan kopan insanlar artık gerçekte var olmayan her şeye bağlanmaya başlamışlardır. Filmde anlaşılması gereken nokta ise Theodore’un günümüzü anlatmak için bir figür olduğu. Filmin içindeki yalnızlığının ise aslında hayatta hiçbir şeye tam anlamıyla bağlanamaması ve karasızlık, boşluk yaşaması. Güzel bir eşi, mutlu olabilecek bir evliliği varken içsel boşluğu sebebiyle ayrılan, başarılı olabildiği bir işi varken bir türlü huzurlu olamayışının sebebi aslında bu. Yani, gelişen teknolojinin getirdiği asosyalliğin ve daha fazlasını isteme arzusunun getirdiği bir sonuç olarak yalnızlığı görüyoruz filmde. Bunlar hep zincirleme ve etkiye etki halinde. Hayata anlam veremeyen ve boşlukta savrulan insanların başvurduğu son şey haz almaktır. Filmde üstünde durulan cinselliğin ise bu noktada bir arayış içinde olan ve hep daha fazlasını isteyen kahramanımızın dürtülerine yenik düşmesi ve farklı arayışlar içine girmesini de bu arayıştan kurtulmaya çalışmak için her yola başvurduğunu söyleyebiliriz. Bu arayış böyle sürüp gidecektir. Çünkü Theodore’un aşkı hiçbir zaman gerçek olmayacaktır.

Theodore başta arkadaş olduğu bu işletim sistemine aşık olur. Üstelik bu aşk karşılıklıdır. Normal aşklardan tek farkı, kadının bir bedeninin olmayışıdır. Ortada bir mesafe vardır ve bu mesafe asla kapanmayacaktır. İşletim sistemimiz sürekli yenilenen bir sistem. Aynı insanlar gibi. Yeni şeyler öğrendikçe (tecrübe) aynı insan gibi duyguları oluşmaya başlıyor ve izleyici onun bedeni görünmeyen bir insan olduğunu hayal ediyor. Theodore onu yaşadığı her ana dahil ediyor. Birlikte anı biriktirmeye başlıyorlar. Birbirini seven iki insan nasıl ise onlar da filmde aynen öyle. Hatta bir sahnede Theodore’un onu arkadaşları ile tanıştırması sadece bir işletim sistemi olan Samantha’yı ne kadar gerçekçi gördüğünün bir kanıtı niteliğinde.

her movie ile ilgili görsel sonucu

Yoldan çıktım geldim, kuyulara düştüm kendim.

Filmin final sahnesini bu şarkı sözü ile açıklamak doğru olur sanırım.

Çünkü Theodore hayatını tamamen değiştirirken aslında sevdiği (bağlandığı) varlığın yokluğunda ne yapacağını hiç düşünmemiştir. Onun dünyada var olmayışı, yani sonsuz oluşu hayatında da sonsuzluğu eş olduğunu sanmıştır, ancak yanılmıştır elbette. Her şeyin bir sonu olduğu gibi işletim sistemleri de dünyadan gitmeye başlar. Samanthadan haber alamayan Theodore delirir. Kıskanmaya ve merak etmeye başlar. İşte o zaman anlar ki bir şeyin varlığına alışmak için sadece var olması gerekmez.

İşte bu bir kırılma noktası. Hatta klasikleşen bir ayrılık hikayesi görüyoruz. Uzun süre sevdiğinden haber alamayan Theodore Samantha’ya ulaşır. Samantha ondan tek bir şey ister. (bu durum bir işletim sisteminin tecrübeleri ile tamamen bir insan formuna ulaştığının kanıtıdır.)

T: Nereye gidiyorsun?

S: Anlatması zor. Ama günün birinde oraya gelirsen gel ve beni bul. Bizi hiçbir şey ayıramaz. Hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim.

T: Ben de.

S: Artık bunun nasıl olduğunu biliyorum.

Yukarıda gördüğünüz bir ayrılık konuşması. Ve iki insanın ayrılışı kadar gerçek. Bence bu korkutucu bir durum. Gelecekte insanların bu derecede birbirine yetemeyecek kadar uzak ve bir maddeye muhtaç halde yaşamasına yaşamak denilebilir mi bilemiyorum. Ayrıca filmde Theodore’un sürekli kırmızı kıyafetler giymesi klişeleşmiş başka bir şeyin gösterilişi gibi geldi bana. Aşkın bir rengi vardır. Bu aşk normal aşklar kadar gerçek ve rengi kırmızıdır.

Filmi filmden alıntıladığım şu sözlerle özetlemek istiyorum:

“Bir kitap okuyormuşum gibi düşün. Delicesine sevdiğim bir kitap. Ama artık onu çok yavaş okuyabiliyorum. Bu yüzden de sözcükler arasındaki boşluk o kadar büyüyor ki, artık sonunu getiremiyorum. Seni hala hissedebiliyorum ve hikayemizdeki sözcükleri. Ama bunu artık sadece kelimelerin arasında mesafelerin olmadığı bir yerde yapabiliyorum. Maddesel dünyaya benzemeyen bir yerde. Başka bir şeyin var olup olmadığını bile bilmediğim bir yerde. Seni çok seviyorum. Olduğum yer artık burası. Olduğum kişi artık bu. Gitmeme izin ver. Ne kadar istesem de artık kitabını okuyamam…”


 

GİZLİLİK POLİTİKASI

©Copyright 2017 Kitaptarih.com tüm hakları saklıdır.

Kitaptarih.com bünyesinde kitap incelemeleri, tarih ve bilim tarihine yönelik içerikler barındıran özgün bir web sitesidir.

Sitede yer alan yazılı ve görsel içerikler izinsiz ve habersiz bir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Gerekli tüm izinler için iletişime geçilmelidir. Kitaptarih.com‘da yer alan yazılı ve görsel içeriklerin değiştirilmesi ve kaldırılması gibi tüm yetkiler kitaptarih.com‘a aittir. Gerektiği takdirde düzenleme yapmak veya içeriği kaldırmak Kitaptarih.com‘un görevi ve yükümlülüğüdür.

Kullanıcılar, okurlar ve takipçiler sitede bulunan içerikler ile ilgili aldığı kararlarda bağımsız ve hür bir şekilde hareket ettiklerini kabul, beyan ve taahhüt ederler. Hiç kimse Kitaptarih.com sitesinde bulunan içerikleri göstererek zarara uğradığını iddia edemez.Tazminat veya herhangi bir ücret talep edemez. Kitaptarih.com‘daki içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir.

Ayrıca kitaptarih.com okurlarına objektif bir bakış açısıyla içerikler üreteceğinin garantisini vermektedir.