Girit Savaşı Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutmakta. Peki Girit 24 yıl boyunca neden ele geçirilemedi?

Girit Adası Akdeniz’de Kıbrıs’tan sonra en büyük ada olarak ön plana çıkıyor. Dolayısıyla Akdeniz’de söz sahibi olmak isteyen her gücün elinde bulundurması gereken, stratejik konumu ve önemi oldukça yüksek olan bir adadır. Ege Denizi ve Akdeniz’in kesişim noktasında ve ticaret yollarının güzergahında olması Girit‘i cezbedici bir ada haline getiriyor.

Savaş Nasıl Başladı?

1645 yılında İstanbul‘dan Mısır’a gitmek üzere yola çıkan darussaâde ağası Sünbül Ağa’nın gemisi, Girit limanlarına pusu kuran Malta korsanları tarafından yağmalanır. Korsanlar yağmadan elde ettikleri malzemeleri, o esnada Venedik hakimiyeti altında olan Girit’e satarlar.

Malzemelerin Girit‘e satılması, Girit‘in fethine ortam hazırlamış, Girit‘in ele geçirilmesi için fırsat doğmuştu. Bunun üzerine Yusuf Paşa kumandanlığındaki 73 kadırgalık Osmanlı donanması yola çıkar. Donanmada 3000 yeniçeri, 14.000 kapıkulu sipahisi ve 50.000 tımarli sipahi bulunuyordu. Hanya mevkiinden karaya çıkan Osmanlı ordusu 54 günlük kuşatma sonrasında Hanya Kalesi’ni ele geçirirler.

Sefer kolay bir şekilde başlamış gibi görünüyordu. Ancak kimsenin de tahmin edemeyeceği gibi 24 yıl sürecekti.

Girit Savaşı Neden Uzadı?

Osmanlı ordusu Hanya’yı ele geçirmiş, adada bir varlık gösteriyordu. Ancak Venedikliler de boş durmuyorlardı. Venedik‘in stratejileri savaşın uzama nedenlerinin başında geliyordu. Güçlü olan donanmalarını, İngilizlerden kiraladıkları ateş ve tahrip gücü yüksek gemilerle takviye ediyorlardı. Denizlerde egemen olmayı başarmışlardı.

Denizlere hakim olmak hem savaşın gidişatı hem de ekonomik açıdan önemlidir. Özellikle Ege Denizi’nde üstünlüğü eline alan Venedikliler, Çanakkale Boğazı’nda kontrolü sağladılar. İstanbul’un ve sarayın dünyaya açılan kapısı Venedikliler tarafından zaptedilmişti. Boğazdan geçiş insiyatifini ellerinde bulunduran Venedikliler, İstanbul’dan Girit kuşatmasındaki Osmanlı ordusuna gidecek olan yardımları engellediler. Takviye, erzak ve mühimmat zorluğu çeken Osmanlı ordusu, Girit’te zorluk çekmeye başlamıştı. İhtiyaçları olan yardımdan mahrum kalmışlardı.

Ayrıca Girit kuşatması üzerine Venedik, İnebahtı‘da olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir Haçlı ittifakı oluşturma gayretindeydi. Venedik’in diplomatik arayış içine girmesi Osmanlı İmparatorluğu’nun da karşı diplomasi hamlesi yapmasına neden oldu. Hanya Kalesi’nin Osmanlılar tarafından ele geçirilişi Avrupa’da şok etkisi yaratırken, bir Haçlı birliği oluşmasını tetikledi. Papa, Malta, Floransa ve İspanya’ya bağlı gemiler Girit‘e demirledi. Osmanlılar yine bir Haçlı birliği ile karşı karşıya gelmişti.

Venedik esas kuvvetlerini savaşın kilit kalesi olarak nitelendirebileceğimiz Kandiye‘ye yığmıştı. 1648 yılında ise Kandiye kuşatması başladı. Ancak Deli Hüseyin Paşa başarısız oldu. Kandiye ve daha sonra Dalmaçya kıyılarından gelen kötü sonuçlar İstanbul’da ayaklanmanın fitilini ateşliyordu. 1648 Ağustos başında önce sipahiler sonra yeniçeriler ayaklandılar ve Sultan İbrahim’i katlettiler. Sultan’ın katli üzerine bir ayaklanma da Anadolu’da patlak verdi.

Avusturya ve Erdel meselelerini çözmeyi başaran Osmanlılar, uzayan, maddi ve manevi büyük kayıplara neden olan Girit Savaşı’nı bitirmek üzere Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’yı adaya gönderdiler. 2 yılı aşkın süre boyunca süren sıkı kuşatma sonunda 6 Eylül 1669 tarihinde imzalanan teslim anlaşması ile Girit meselesi çözülmüş oldu. Böylece Girit, Kandiye merkezli imtiyazlı bir eyalet haline gelmiş oldu.

Sonuç

Sonuç olarak Venedik‘in güçlü donanması, oluşturduğu Haçlı birliği ve Çanakkale Boğazı’nda hakimiyet kurması Girit kuşatmasının uzamasındaki en büyük faktör olarak öne çıkmakta. Seferin uzamasına bağlı olarak merkezde çıkan ayaklanmalar, Anadolu’da çıkan ayaklanmalar, Avusturya ve Erdel meselesi de sarayı meşgul eden durumlar olarak dikkat çekmekte. Bu nedenlerden dolayı Girit Seferi, hiç beklenmedik bir şekilde 24 yıl sürmüştür.


Kaynak:

•Cemal TUKİN, “Girit”, DİA, C.XIV, İstanbul 1996, s.85-93.

•Halil İNALCIK, Devlet-i Aliyye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2016, s.320-330.