Hükümdarlık alametlerini incelediğimiz yazı dizilerimizde sıra Çetr‘de. Çetr nedir? Kökeni neresidir? Çetr‘in anlamı nedir? Sorularınızın yanıtı yazımızda.

Türkçe’ye Farsça’dan geçen, “şemsiye, çadır” anlamına gelen Çetr kelimesinin aslı Sanskritçe “chattra” (gölgelik, siperlik) kelimesidir.

Timur’ un çetr ve sancakla saraydan
çıkışını gösteren bir minyatür*

Daha önce iki yazımızda Selçuklular‘da görülen hükümdarlık alametlerine değinmiştik. Bu yazımızda ise bir başka hükümdarlık alameti olan Çetr‘i inceliyoruz. Çetr, önemli bir hükümdarlık alameti olarak ortaya çıkmakta. Öyle ki Asur krallarından Selçuklu sultanlarına kadar pek çok kavim, topluluk ve devlet tarafından kullanılmıştır. Hükümdarların bir yere gitmesi sırasında veyahut bir sefere çıkıldığı esnada başları üzerinde tutulan şemsiyeye “çetr” denir. Onu taşıyan görevliye ise çetirci veya çetirdâr denilirdi. Bir mızrağın ucunda küçük bir kubbe gibi açılırdı. Tıpkı günümüzde kullanmış olduğumuz şemsiyeler gibi.

 

Böylesine önemli bir gereç olan çetr, dolayısıyla her malzemeden üretilmezdi. Atlas, ipek kumaş veya altın sırmalı kadifeden üretilen çetr bir gösteriş sembolüydü diyebiliriz.

Dolayısıyla Selçuklu sultanlarının da çetr kullandığı söylenebilir. Hatta Tuğrul Bey‘in Nişabur’a girerken başı üzerinde kırmızı renkli ipekten bir çetr bulunduğu da bilinmektedir. Çetr rengi sabit olmamakla beraber, örneğin Memlükler yeşil renkli, Karahanlılar kırmızı, Gazneliler önce La’l rengi daha sonra siyah, Türkiye Selçukluları önce siyah daha sonra II.Gıyaseddin Keyhüsrev dönemiyle birlikte mavi renklerini kullanmışlardır. Kirman Selçukluları’nda melik Kavurt ilk kez çetr kullanmıştır. Onun kullandığı çetr üzerinde ise ok ve yay sembolleri bulunmaktadır. Bu sembolü ayrıca Büyük Selçuklu çetrlerinde de görmekteyiz.

İbn Bibi “Hükümdar çetrinin kartalı sultanların güneşine talih kanadını ve tüylerini gerdi ve kudret gölgesini yaydı.” sözlerinden  anlıyoruz ki çağdaşı olan Türkiye Selçukluları kartal sembollü çetr taşımaktadırlar.

Çetr sadece somut olarak değil, manevi olarak da bazı anlamlar ifade etmekteydi. Bu durum özellikle savaş meydanlarında ortaya çıkıyordu. Bir savaşta çetrin yeri ve durumu oldukça önem taşımaktaydı. Çünkü askerler biliyorlardı ki çetr neredeyse hükümdar da orada. Bu nedenle çetre dikkat edilir, zarar gelmemesi ve görünebilmesi için her şey yapılırdı. Çetrin yere düşmesi orduyu olumsuz etkileyebilir, düzenin bozulmasına sebep olabilirdi. Bunu yaşanmış bir olaydan rahatlıkla anlayabilmekteyiz.

Savaş durumunda bu tür sembolik hareketler oldukça önem taşımaktadır. Hatta zaferle ayrılacağınız bir savaştan hüsranla ayrılmanıza bile neden olabilmektedir. Örnek vermek gerekir ise; Sultan Rükneddin Süleymanşah’ın 1202 yılında Gürcüler ile giriştiği bir savaşta çetirdârın atının sendelemesi sonucu çetr yere düşmüş, bunu gören askerler ve emirler sultanın başına kötü bir şey geldiğini düşünerek karamsarlığa kapılmışlardı. Bu durum kargaşaya ve neticesinde Selçuklu mağlubiyetine zemin hazırlamıştı.

Küçük bir ayrıntı olarak görülse de çetr barındırdığı anlam itibariyle oldukça değerli bir sembol idi. Sadece Türkler tarafından değil daha bir çok kavim ve topluluk tarafından kullanılan çetr, Selçuklular için önemli bir hükümdarlık alameti olarak ön plana çıkar.


Kaynak

• Prof. Dr. Ali Sevim- Prof. Dr. Erdoğan Merçil, “Selçuklu Devletleri Tarihi”, TTK Yayınları, Ankara 2011.

• Aydın Taneri, “çetr”, DİA, C.8, İstanbul 1993, syf.293-294.

• İhsan Arslan, EKEV Akademi Dergisi, İlk Türk-İslam Devletlerinde Hükümdarlık ve Hakimiyet Sembolleri, sayı:16, 2012, syf. 73-92.

*Minyatür görseli, yukarıda geçen DİA maddesinden alınmıştır.