Alejandro González Iñárritu’nın yönetmenliğini yaptığı 2014 yapımı Birdman filminin eleştirisi, analizi sizlerle.

Popüler olmak mı, yoksa mütevazi bir şekilde yaşanmış bir hayat mı?

 “Hayat dediğin nedir ki?

Yürüyen bir gölge bir zavallı bu sahnede Bir saat boy gösterip boyun kırıp gidecek Bir daha da duyulmayacak artık sesi

Bir aptalın anlattığı bir masal bu.”

Riggan Thomson sokakta yürürken denk geldiği bir adam teatral bir şekilde Macbeth’ten bu sözleri söylerken çarpıcı bir şekilde asıl durumu göz önüne serer. Hayatı gelgitlerle dolu Riggan Thomson bu anda bütün gerçekliklerle yüz yüze kalır.

Birdman(2014) genel olarak felsefik konular üzerinde dursa da, filmin genel seyri açısından akıcı.  Filmin yönetmeni Alejandro Gonzalez Inarritut‘nın en eğlenceli kurgusu sayılabilecek film, popülarite eleştirisini üste taşıyıp felsefik yargıları daha yüzeysel bırakıyor. Genelde farklı hayatları kesiştirmesiyle tanınan ve bunu Amores Perros,21 gram ve Babil gibi filmlerinde kullanan Inarritu, Birdman ile bu tarzdan sıyrıldı diyebiliriz. Bu sıyrılış Inarritu‘ya dokuz dalda Oscar adaylığı ve dört Oscar ödülü getirdi. Filmin bu başarısı sadece yönetmenle sınırlandırılamaz. Michael Keaton, Edward Norton, Emma Stone,Naomi Watts ve Zach Galifianakais de rollerinin altından fazlasıyla kalkmış ve normalden daha fazla yorulmuşlar.

Inarritu filmi tek planda tamamlanmış gibi göstermek için her kesim noktasında oyunculara on beş sayfaya kadar uzayan diyaloglar vermiş ve bu teknik filmin atmosferini de olumlu yönde etkilemiş. Filmde sürekli duyduğumuz bateri tınıları da kurguda çok güzel bir ayrıcalık katmış. Hatta filmi izlerken sahnedeki bir sessizlikten sonra bateri tınılarını arayıp bir boşluk hissedecek duruma gelebiliyorsunuz.

Filmin kurgusu ve genel hatları kadar, filmin fragmanında kullanılan şarkılarda özenle seçilmiş. özellikle Kill Bill filminden de tanıdığımız Dont let Me Be Misunderstood ve Gnars Barkley’in Crazy şarkısı filmin fragmanında izleyiciye vermek istenen mesajı özetlemiş. Bu şekilde ince düşünülerek hazırlanan bir filmin tabii’ ki başkarakteri de aynı şekilde seçilmiş olmalı. Riggan Thomson karakterine can veren Michael Keaton filmde çok büyük bir başarıya imza atmış. Üstelik bu başarısı kendi hayatı ile neredeyse bire bir benzerlik gösteriyor!

Michael Keaton’ın gerçekte rol aldığı Tim Burton uyarlaması olan Batman(1989) ve filmdeki Birdman, doksanlı yılların başında izleyici ile buluşmuş. Michael Keaton Batman rolü ile büyük üne kavuşmuş fakat daha sonra yaptığı işler Batman gibi olmamış. Bu yüzden Michael Keaton bu role layıkıyla uymuş. Film, yıllar önce hâsılat rekorları kıran süper kahraman rolü ile üne kavuşan Riggan Thomson‘ın yıllar sonra yaşadığı ikilemleri ile başlıyor ve bu ikilemler film boyunca devam ediyor. Aslında bu gelgitler hepimizin hayatında var ve bunu sadece insanlardan euzak olup bir tek kendimizle baş başa kaldığımız zaman anlıyoruz. Sadece bu şekilde kendimizle yüzleşiyoruz. Kendi içimize yöneliyoruz ve belkide hayata karşı mücadelemizin şu koca evrende çok fazla bir değeri olmadığını anlıyoruz. Kendi içimizdeki ve dış dünyamızdaki savaşı tek parmak hareketiyle yıkıp bozmak istiyoruz.

DİKKATSPOILER İÇERİR 🗣️

Fakat bunların hepsi insanlığın küçük dünyasından ibaret. İşte Birdman‘in asıl felsefesi bu. Riggan Thomson‘ın bu ruh hali “modern zaman bireyin in yaşadığı çalkantılar sonucunda hayal dünyasında yer eden olağan düşler” olarak belirtiliyor.

“Bir daha duyulmayacak sesi” Riggan Thomson‘ın sokakta duyduğu Macbeth alıntısı film boyunca bize kendini hissettiriyor. Kendi iç sesi olan Birdman onun sadece eski zaman aktörü olarak kalmasını istiyor. Hatta filmde Riggan Thomson‘ın iç sesiyle konuştuğu bir bölümde kendi iç çatışması direk gözler önüne sermiş.

-Birdman: 0 filmlerden milyarlar kazandık, bundan mı utanıyorsun? Milyarlar!

-Riggan: Milyarlarca sinekte her gün b*k yiyor! Ne olmuş yani? İyi mi oluyor o zaman?!

Riggan Thomson sonunda Macbeth’e yaraşır bir ölümle adını aslında anlamsız olan ama insanların gözünü kör etmiş sosyal medya duvarına yazdırmak istiyor. Belki de bu istek iç savaşına karşı yenik düşmesindendir. Aslında hepsi kuru gürültü, deli saçmalarıyla dolu ve bu gerçeği herkes biliyor. Küçük dünyalara sahip büyük derdim var sanan tüm insanlar bunu biliyor.

Riggan onu hayal dünyasından çıkaracak tek yolun Broadway’e taşıdığı Raymond Carver’in “what we talk about when we talk about love” isimli oyun olduğunu düşünmektedir. Tüm aksiliklere rağmen oyun oynanır ve Riggan artık “CEHALETIN UMULMAYAN ERDEMİ” olmuştur.

Filmin sonunda (bir Inarritu klasiği olan) hastane sahnesindeki camdan atlama anı intiharı düşündürse de intiharın yanı sıra özgürlük, sıyrılma anlamında da yorumlanabilir. Kızının bu duruma olan tepkisinin de bu özgürleşmeye olan bir heyecan denilebileceği gibi Filmin bu boyutunun yanında şöyle bir ayrıntı da var. Filmdeki süper kahramanın isminin Birdman olması ve ayrıca filmin isminin de Birdman olması araştırdığım yerli ve yabancı eleştirmenlere göre özgürlüğün simgesi anlamında kullanıldığı yönünde. Fakat şöyle bir gerçek var ki; Birdman aslında bir Anka kuşudur ve Anka kuşları Çin mitolojisinde erdem, fazilet anlamında kullanılır. Filmin açılımı da “Cehaletin Umulmayan Erdemi” dir. Filmde izleyiciye vurgulanmak istenen gerçek burada da kendisini belli etmektedir.

Alejandro Gonzalez Inarritui‘nın filminin başlangıcını yaptığı cümlelerle yazıma son vermek istiyorum.

-AND DİD YOU GET WHAT YOU WANTED FROM THİS LİFE, EVEN SO?

– I DİD

-AND WHAT DİD YOU WANT?

-TO CALL MYSELF BELOVED, TO FEEL MYSELF BELOVED ON THE EARTH.

(RAYMOND CARVER / LATE FRAGMENT) ■ CANSU GÜL