Bir Başkadır Dizisi Üzerine Bir Başka Analiz

Bir Başkadır dizisi detayları ve eleştirileriyle bu yazımızda sizlerle. Tabuları yıkmaya hazır mısın?

Fragmanından itibaren gündemden uzun süre düşmeyen, kapalılık mevzusu üzerinden birilerinin duyar kasıp, bazılarının ise “ya ne güzel yapmışlar helal olsun” dediği bir dizi. Hemen bu açılışın üzerine Netflix dizisi olduğunu ve “Türk” yapımı bir dizi olduğunu ısrarla belirtelim. Çünkü biliyorsunuz, bir yapımın ardından yerli yapım olduğu bilgisi geldiğinde anlık duraksama yaşıyoruz. “Acaba bir başka dizinin uyarlaması mı?” diye araştıranlar (yerli ve özgün bir şey olamayacağını düşünenler), fragman içinden çeşitli çeşitli sahneleri özenle seçerek (daha yayınlanmadan) diziyi yılın kötüsü olmaya aday göstermek için bir ton sebep çıkaranlar var. Bunun yanı sıra umutla bir köşede sessiz, sakin bekleyip en sonunda kendi kararını verenler de yok değil. Evet, Netflix yapımı yabancı dizilerin, filmlerin ne kadar ön planda olduğunun farkındayız hepimiz. Bizim dizilerimizi ve filmlerimizi de görüyoruz. Yeri geliyor hakkımız olduğu için olumsuz yorum yapıyor, yeri geliyor alkışlıyoruz. Bazıları da yukarıda bahsettiğim gibi çeşitli eylemlerde bulunuyor. Ama şunu kabul edelim ki hepimiz yabancı bir içeriğe başladığımızda (sonra kötü çıksa bile) güzel ve farklı şeyler görmek ümidi ile açıyoruz ekranları. Yerli yapım olduğunda ise bu kadar emin konuşamıyoruz.

Ben bu yazımda inceleme yapıp, güncel ve dinsel meselelere girip karakterlerle olay örgüsünü anlatmayacağım. Ben bu yazımda sizi bu dizi ile beraber bazı tabuları yıkmaya davet edeceğim. Zaten dizinin amacı bir nevi bu. Ama tabu yıkmak derken bizim tarafımızdan yapılmış her şeyi at gözlüğü takmış gibi sevelim ve alkışlayalım demiyorum tabi ki. O zaman ilerlemek mümkün olmaz. Bahsettiğim şey bize ait olan, daha çok bizi anlatan ve hatırlatan yapımları (çünkü buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum) anlayıp bize, bizi göstermesine izin vermek. Madem görsel bir şey sunuluyor ve bu bizim adımıza dünya çapında bir platformda yayınlanıyor, onun bunun tarzında olan şeylere değer verdiğimiz gibi kendimizden, sağımızdan solumuzdan, anne ve babamızdan, taşımızdan toprağımızdan gelip yansıtılan şeylere de fırsat tanımak doğru olandır diye düşünüyorum.

Bu tarz bir yazı yazmak için böyle bir içerik beklemiştim açıkçası. Netflix içerikleri içinde Hakan Muhafız içi boş bir İstanbul güzellemesi gibi gelmişti. Atiye daha iyiydi ama bu tarzda bir değerlendirme yapmak için daha zorlama kalıyordu. İçimden Atiye analizi yapmak gelmedi açıkçası. Ama bir başkadır gerçekten adı gibi çok başka konulardan ortak noktalara gelinebilecek bir dizi.

Berkun Oya’nın yazdığı ve sekiz bölümünü de kendi yönettiği dizi zorlama bir derinliğe sahip değil. Genelde detaylı bir şekilde tasarlanmış dizilerin kendine has gizemi olsun diye bir sürü senaryo oyununa gidilir, sahneler kesilip birleştirilir. Bu dizide ise jenerikten, repliklerden, kapanışta çalınan şarkı ve kesitlerden, seçilen şarkıların doğu-batı sentezinden tutun arşiv görüntülerine, çekilen sahnelere ve dekorlara kadar hem bir bütünlük yaratılıyor hem de küçük küçük detaylandırılıyor. Diziyi yorumla denildiğinde ise en sık duyduğumuz cümle şu: “Farklı karakterlerin farklı hayatları üzerine kurulmuş bir dizi.”

Diziye bu şekilde baktığımızda sadece kişileri ön plana çıkarmış oluruz. Bizim asıl bakmamız gereken kişiler değil, duygular. Yaşanan olayların ardında kalmış ruhlar. Koca koca binaların, duvarların içine sıkışmış bedenler ve o binaların içinde ezilip ötekileşmiş şeyler. Evet şeyler dedim. Neden? Çünkü bizim asıl görmemiz gerekenler o tanımlayamadığımız şeyler. Halının altına süpürüp kaldırdığımızı sandığımız her şey. Farklı gibi görünen hayatlarımız, evlerimiz, çevrelerimiz ve inançlarımız aslında aynı duyguları açıyor bize. Çünkü hiçbir şey insan olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Belki de dizinin Meryem karakterinin Psikiyatrist Peri görüşmelerine dayanması ve olayların duygu açılımları şeklinde ilerlemesi bu yüzdendir. Dizideki herkes bir sorgulama içinde. Ama bu sorgulayış aynı zamanda hayatın akışına kendini teslim etmiş. Sanki gece uyumadan önce birkaç saniye kendini düşünüp boş verip uyumuşsun gibi bir his yaratıyor.

Bu kadar anlattın, biz şimdi neyin tabusunu yıkacağız? Dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle diziyi mutlaka izleyin (diziyi popüler olduğu için ve izlemiş olmak için izlemeyin, bu sayede ilk tabuyu yıkmış olacaksınız). İzlediyseniz ve diziyi karakterler üzerinden değerlendirdiyseniz sadece sahneler, detaylar ve alt metinler üzerinden değerlendirmeye çalışın. Ama bunu gidip onun bunu yorumuna, analizine veya videosuna göre yapmayın. Öyle olsa ben burada açıklamış olurdum. Burada bu detaylara girmememin sebebi diziyi izleyenin kendine has bir dünya yaratabilmesi. İşte burada yıkılması gereken bir tabu daha çıkıyor karşımıza. Bu dizide herkes kendi dünyasından parçaları birleştirip, kendi alt metinlerini oluşturacak. O dünyalar görünüşte aşılmaz gibi duracak ama sonuçta hep aynı kapıya çıkacak. Bunu da yaptıysanız başa dönün. Dizi hakkındaki ilk düşüncelerinizden izledikten sonraki düşüncelerinize kadar kendinizi değerlendirin. Ama bu değerlendirmeyi “bir başka” şekilde yapın. O başka da sizin tanımınıza ait olsun.

Gördüğünüz gibi her şeyin bir başka tanımı var. Dizide bahsedildiği gibi biz, bizim insanlarımız nasıl diğerlerinden farklıysak kendi içimizde de bir başka görünüyoruz. Her şeyimiz farklı gibi ama bakıldığında aynı duyguları yaşar gibiyiz. Bir başkayız işte. Çözmek için zamana, hayata ihtiyacımız var. Ama hayatın bizim için hep “bir başka” planı var.