İnsanlık Tarihinde Bilimin Dönüşümü: Modernite.

Edinburgh Üniversitesi Bilim Çalışmaları bölümünün idarecisi olan ve Rönesans ile 19.yy arası dönemin tıp ve bilim tarihi alanında çalışan John Henry, bu eserinde günümüzü geçmişten soyutlamadan anlamlandırmaya çalışmıştır. 20. yy ın bilim anlayışının geçirdiği evreleri gün yüzüne çıkaran Bilim Devrimi kitabı, aşkın görülen modern bilimin geçmişte küçümsenmeyecek kökleri olduğu vurgusunu yapması açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Bilindiği üzere çağın egosu haline gelen günümüz bilimlerinin tarihten bağımsız üstünleştirilmesi sorunsalını çözmeye aday olan alan “bilim tarihi” olmuştur. Fakat bu sefer de geçmiş ile günümüzü değerlendirme aşırılığına kaçan “whiggism” görüşünün ortaya çıkması daha büyük bir sorunsalı doğurmuştur. Bu görüşü reddeden yazar, whiggism’in hepimizin içinde pusuya yatmış bekleyen bir halde bulunduğunu dile getirerek bu tehlikeye dikkat çekmiştir. Tarih yazımında bu iki aralıkta dönemin bilimlerini anlamlandırmayı tavsiye eden ve kitabıyla buna giriş yapan yazar, 8 bölümde bilim serüveninin perspektifini bizlere sunmuştur.

Yeni bir çağ oluşturan Rönesans’ ın bilim devrimindeki reddedilemez basamağı, antik metinlerin okunması ile mayalanmıştır. Hümanistlerin çevirilerle reformist fikirleri oluşturması önce matematiğin kullanımının artmasını ardından gözlem ve tecrübeye olan güvenin doğa bilgisiyle işlenmesini beraberinde getirmiştir. İzole bir bilim kurmayıp her medeniyet gibi mayasını geçmişten alan modern çağın da farklılığını antik metinlere borçlu olduğunu dile getiren Henry, bilimden önce Doğa Felsefesinin başrolde olduğunu ve matematiğin küçük görüldüğünü vurgulamıştır. 19.yy da matematik, putlaştırılacak kadar büyük bir öneme sahipken 16.yy da doğruluğunun gerçekliği kabul edilmeyen bir köleydi. Günümüzün gerçekliklerinden hiç dışarıya çıkmayan birisi için şaşılacak bir durum olan bu süreç biz fark etmesek de insanlığın tarihinde her adımda var olmuştur. Hatta o dönemde yeni bir teori için fiziksel veya felsefi ispat ve açıklamalar gerektiği için Kopernik’ in sadece tamamen soyut matematiksel deliller sunması kabul edilmemiştir. Günümüzün vazgeçilmez matematiksel ispatları döneminde fazla “soyut” ve “ispatlanamaz” olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Fakat daha sonra “dünya resminin matematikleştirilmesi” nin gerçekleştiğini dile getiren kitap, yine o dönemde reddedilen tecrübe ve deneyin modern bilimin laboratuvarını oluşturmuştur. Döneminin teleskop ile gökyüzüne bakmayı reddeden doğa filozofları, bugünün deney aletleri kullanmadan gerçek sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını ifade eden bilim adamları!

Geçmişin küçümsediğimiz veya gerçekliğini kabul etmediğimiz çalışmaları modern bilimin kökenleri olsaydı ne derdiniz? Mesela büyü; kimyanın köküdür ve kimya ondan beslenmiştir, denilse tepkiniz ne olurdu? Ya da astrolojinin tıp ile ayrılmaz ilişkisinin bir zamanlar varlığını koruduğu söylemi! Peki, Newton bir simyacıydı diyerek işi daha da ileri bir boyuta taşısak! İşte, bize fazlasıyla absürt gelen bu açıklamalar elit bilimimizin küçüklük halleri. Bizler küçüklüğümüzü reddedip böylece doğduğumuzu iddia eder miyiz hiç?  Bu eser, zihinlerde bilimin serüveninde şaşırılan bağlamları açıklayarak ufuk açması sebebiyle önemli bir zincir halkasını oluşturmaktadır. Eserin devamında açıklanan yakın çağda artık doğa dâhil evrenin makine olarak görülmesi Sanayi Devriminin izlerini taşımaktadır. Çevresini anlamlandırmaya çalışan insan kendi ürünü olan makineleri rol model almış ve büyü, mistisizm gibi kavramları dışarıda bırakmıştır. Görüldüğü üzere her dönemde insan, bilme ve anlamlandırma amacında  “sanal şahitlere” ihtiyaç duymuştur. Ve bu serüvende dinden veya kültürden soyutlanamamıştır. Nasıl ki her disiplin çağına özgü ise her toplum ve insan da doğduğu kültüre ve dine özgüdür. Bu durumda soyutlanmış tarihyazımını da son iki bölümde kabul etmeyen John Henry, bizlere geçmiş ile içi içe bulunan bir Bilim Devrimi sunmuştur.

Kısa ama oldukça yoğun bir eser olan Bilim Devrimi bizleri, bugün bilim diye adlandırdığımız disiplinin M.Ö mit, M.S felsefe, ortaçağda din olarak isimlendirildiği sonucuna getirmiştir. Bundan sonra belki de teknoloji adını alacak ve ondan sonra ise başka bir isim alarak insanlık ile yol alacak olan disiplinler zincirinde aktif soluk alan kişiler devrimi gerçekleştirenlerdir. Yokmuş gibi davranmak yerine varlığı işleyenler…