Bilge Kağan’ın sözlerinden etkileyici bir demeç sizlerle…

716 senesinde Göktürk başkenti Üç-Oğuzlar tarafından basılması üzerine Bilge Kağan konuyla ilgili şunları aktarıyor;

“Anam hatun, büyük analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim cariye olacaktı, ölenler yolda kalacaktı. Kül Tegin karargahı vermedi… O olmasa idi hepiniz ölecektiniz.”

Ardından büyük bir dirayet gösteren Kül Tegin’in ölümü üzerine ise şu sözleri aktarıyor;

“Küçük kardeşim Kül Tegin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu… Zamanın takdiri Tanrı’nındır. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştır. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yakıldım… Milletimin gözü, kaşı ağlamaktan fena olacak diye sakındım.”

Bu durum sadece Türk ahalisi arasında değil, Çin’de de üzüntüyle karşılanmış, Çince bir metin Ötüken’e gönderilmiş, duyulan üzüntü belirtilmiştir.

25 Kasım 734 tarihinde ölümüyle birlikte Bilge’nin 19 yıllık kağanlık devri de bitmişti. Çin kaynakları onu “Türk milletinin çok sevmek” ile temayüz etmişti. Türklerin ebediliğine olan inancını “Ey Türk milleti, üstte gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir?” sözlerinden de anladığımız Bilge, bu anlamda yaptığı vurgu dolu sözleri ile dikkatleri çeken bir Türk kağanıdır. Oğlu tarafından diktirilen kitabede ise şu sözler yer almaktadır;

“Üstte Tanrı, aşağıda yer buyurduğu için, milletimi, gözünün görmediği, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar götürdüm. Altının sarısını, gümüşün beyazını, ipeğin halisini, atın aygırını, kakım’ın siyahını, sincabın gökünü milletime Türklere kazandırdım.”