20. yy’ın Almanya’sının araştırma çağında yaşamış olan Sigrid Hunke, döneminin Alman felsefesine hâkim bir felsefe doktoru ve bir Arap araştırmacısıdır.

Söz konusu dönemin Avrupa’nın tarih arayışında olduğu dönem olması sebebiyle ötekileştirilmiş toplumların incelendiği bu yıllarda Hunke da çalışmalarını Doğu’ ya çevirmiştir. 1960 yılında yayımlanan orijinal adıyla “Allahs Sonne über dem Abendland” eseri büyük yankı uyandırmış birçok dile çevrilmiştir. Tanımış olduğumuz Avrupalı Doğu araştırmacılarının yani Oryantalistlerin aksine hem Arabist olup hem de Doğu fikriyatının büyük bir hayranı olmuştur. Bilim tarihi alanında temel eserler listesine adını yazdıran bu eser yoğun detaylar içermemesiyle birlikte herkesin keyif alabileceği bir kitaba dönüşmüştür.

Çevirisi konusunda birçok polemik yaşanan kitapta Avrupa’ nın üzerine doğan güneşin Allah’ın mı yoksa İslam’ ın mı olduğu konusu tartışmalıdır. Bu polemiğin paradoksuna tutulmadan eserin içeriğine dönecek olursak 7 bölümden oluşan kitap, kültürden kültüre toplumdan topluma aktarılan bilgi süzmelerinin ufak bir silsilesini vermektedir. Bu aktarımda gerçekleşen etkileşimlerin bıraktığı en kalıcı iz olan dilin Arapların Avrupa’ ya mirası olan Arapça isim listesiyle kitabına giriş yapmayı uygun bulan Hunke, özellikle de baharat isimlerini vermiştir. Etkileşim ve aktarımın en büyük aracı olarak Ticareti gören yazar Baharat Yolu gibi ticaret yollarının bilgi ve kültür taşıma kapasitesini vurgulamıştır. Her dönemin zengin ve fakir ulusunun olduğu gibi birçok bakımdan sefalet çeken Orta Çağ’ ın Avrupası Baharat ve Bilgiye muhtaç bir pozisyonu teşkil ediyordu. Birini bölümünde bolca bu konuya değinen yazar, giriş boyutundaki bu bölümünün ardından Matematiğin damarlarını oluşturan sayıları işlemiştir. Ticaret başta olmak üzere Doğu ile birçok konuda entegre olmuş olan Batı’ nın, hesap sisteminde Arap sayılarını kullanmış olduğunu belirten eser, bu sayıların silsilesinin Hint kökenli olduğunu da atlamadan tarih bilincini ortaya koymuştur. Nitekim ilk olanın ve her şeyin tek bir milletten öğrenilmiş olduğu savı insanın insan türüne en büyük ihaneti olmuştur. Bu kadar iç içe geçmiş toplumlar arasında bıçak ile bilimin buluşlarını parçalamamak gerekir…

Bilim denildiğinde insanın yaşam için elde etmesi gereken bilgiler kümesi tanımı verirsek yazarın kitabının devamında bahsettiği diğer konular açıklığa kavuşacaktır. Üçüncü bölümünü Gök Bilimlerinin oluşturduğu eser; Matematik, Astronomi, Mekanik ve Astroloji hakkında küçük bilgiler vererek bir temel daha atar. İnsanı en çok muhtaç olduğu Tıp bilgisine dördüncü bölümde yer veren yazar bu bilimin de temellerini Frenlere dayandırarak anlatmıştır. Ardından Orta Çağ’ ın benzersiz hastanelerinin ve yazılmış büyük hacimli ilmi eserlerin bulunduğu Bağdat’ı, Şam’ı ve cerrah Ali Bin Abbas’ tan büyük tabip Ebu Bekir er-Razi’ ye dönemin üstün âlimi İbn-i Sina’ ya kadar konu almıştır. Bununla beraber Antik Çağ’ ın Yunan hekimlerinden ve Cundişapur’ a taşınan tıp geleneğinden de bahsetmeyi ihmal etmeyerek aradaki tarihi bağı koparmamıştır.

Beşinci bölümüne gelindiğinde çeviriye isim olan İslam Güneşi kavramının konuş sebebine de gelmiş oluyoruz. Bu bölümde Hunke, Avrupa’ nın Karanlık döneminde zirveye ulaşmış Müslüman alimlerin başarısının temelinde dini inançlarının ilme verdiği büyük önem ve şiddetli teşvik olduğunu belirtmiştir. İnançları ile beslenen bu ilim anlayışı sayesinde Müslüman âlimler, tercümeler ile işe başlayarak dünyada farklı bir ilmi uyanışa sebep olmuşlardır. Bu bağlamda, sanıldığı gibi daimi düşman olmayan Doğu ile Avrupa ciddi ilişkiler ve birliktelikler kurmuştur. Bunun sonuçlarında ilmi, kültürel bir akımın ikincisinin gerçekleştiğini öne süren yazar, Modern Batı’ nın doğuşunda Antik Yunan kadar Arap-Müslümanların da temel teşkil ettiğini vurgulamıştır. Bu etkileşimin bir yıkımla son bulsa da son durağı denilebilecek yer olan Endülüs; süsün, müziğin, mimarinin, şiirin ve şairlerin zirve kuşağı olmuştur. Bunda hemfikir olan Hunke, Endülüs ile kurulan kültürel bağlarını son bölümde vermiş ve Batı’ ya doğru gelişen medeniyetin kaynaklarına iliştirmiştir.

Bu değerli eser, bol ve birbirini saran bağlamlar zinciri ile zihinlerde bilimin aldığı yolların zirve noktalarını sunmuştur. Dünyada insanlığın ilmek ilmek işlediği bilim yumağı yine insan için olup bir grafik gibi keskin zirvelerden meydana gelmemiş bilakis kimin nerede olduğu bile bu yumakta kesin olarak ayırt edilememektedir.  Tek bir merkez aramaktan vazgeçip bilimin çizdiği yörüngelerde ilerlemeyi bu kez de Sigrid Hunke bu tanındık eseri ile hatırlatmıştır.