Darüşşifalar en basit tanımı olarak “halka sağlık hizmeti sunulduğu yer” bilinir. Lakin burada tıp eğitimi verilmesi, bitkisel ilaçlar için bitki yetiştirilmesi, hastaların ve hekimlerin beslenmesi gibi birçok faaliyet yapılmaktaydı.

Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’da Darüşşifa Kavramı ve Amaçlar

Anadolu’da darüşşifalar birçok isimde zikredilmekteydi. “Şifahane”, “maristan”, “bimaristan”, “darussıhha”, “dârulâfiye”, “ me’menülistirahe”, “darüttıb” gibi birçok isimle anılsa da darüşşifalar aynı anlama gelmekteydi.  “XII. Hicri asırda İstanbul’da Haseki Bimarhanesi’nden başka akıl hastanesi yani tımarhane yoktu, Evliya Çelebi bu bimarhaneyi ‘Dârülcûnûn Bimarhanesi’ diye adlandırarak diğerlerinden ayırıyordu, şu halde ‘bimarhane’ tabirini ‘hastahane’ tabiriyle eş tutmak lazım gelir.” A. Süheyl Ünver’in bu görüşlerinden dolayı hastane tanımlamamızda diğer kavramları da kullanmakta bir beis olmadığı görülür.

Halk sağlını düşünen bu kurumlar din, dil, ırk farkı gözetmeden tedavi uygulardı. Bu kurumların vakıf destekli olması hasebiyle hastaların tedavisi ile ilgili bitkisel drogların yetiştirilmesi ile de ilgileniyorlardı. Eskiden beri geleneksel tıp eğitimi olarak bilinen usta-çırak ilişkisi burada da devam etmekteydi. Burada verilen icazet (diploma, meslekî belge) müderris (hoca) adına düzenlenirdi. Bunun sebebi bu müesseselerin daha kurumsallaşamamış olmasıydı.

Darüşşifaların işleyişi hakkında bilgi sahibi olabilmek için Ortaçağ İslam medreselerinin nasıl bir sistem içinde devam ettiğini bilmek gerekir. İki ana eksende devam eden medrese eğitimi “1. Ulûm ul ava’il ( matematik, astronomi, fizik, gramer, felsefe, tıp)’i içeren ve bu çeşit eğitimin gerçekleştiği medreselerdi. “Dâr ül-ilm medreseleri” olarak bilinir. 2. İslâmî ilimlerle (usul, fıkıh, hadis) yani ilahiyatla ilgili olan eğitimin yapıldığı medreselerdi.” Bunların yanında çeşitli ilimlerin bir arada okutulduğu medreselerde bulunmaktaydı.

Anadolu Selçuklu döneminde, yapılan Sivas’taki darüşşifalar Kayseri’deki Gevher Nesibe Darüşşifa ve Medresesi gibi ilk medreselerden sonra Beylikler döneminde sadece İlhanlılar’ın Amasya’da yaptırdığı Darüşşifa bilinir bunun dışında genel mimari yapılar Osmanlı’ya tevarüs eder ve miras aldıkları darüşşifaları kullanmaya devam etmişlerdir.

Anadolu’da Osmanlı döneminin başlaması ile kurulan ilk darüşşifa “Dar-üt-tıbb” adı ile bilinen ( M. 1400) Bursa’da Yıldırım Beyazıt Külliyesi’nde inşa edilmiştir.  Bunun yanında İstanbul’da Fatih, Süleymaniye, Atik Valide, Edirne’de II. Bayezid, Manisa’da Hafsa Sultan gibi hastaneler inşa edilmiştir.

Darüşşifa Faaliyetleri

Selçuklu darüşşifa sistemi sağlığın korunması, ücretsiz tedavi imkânları gibi birçok konuda Osmanlı medeniyetine kaynaklık etmiştir. Bu sebeple burada ayrıntılı olarak Selçuklu tıbbi geleneği işlenmeyip Osmanlı’nın aldığı ve geliştirdiği bu sistem üzerinde durulacaktır.

Osmanlı darüşşifaları geniş bir külliye sistemi içerisinde bulunmaktaydı. Merkezinde cami, etrafında medrese, imaret, hamam, darüşşifa ve ihtiyaca göre farklı birimlerde eklenmekteydi. Bu külliyeler sadece burada çalışanlara hizmet vermekte değil yoksul, yetim ve yolculara da ücretsiz yemek dağıtımı, sağlık hizmetleri gibi hizmetler vermekteydiler.

Osmanlı kendinden önceki kültür birikimini tevarüs ettiğinden vakıf kültüründe de süreklilik sağlanmıştır. Bu sebeple darüşşifa faaliyetleri de sistematik olarak devamı sağlanabilmiştir. Osmanlı da yönetim kuralları, gelirlerin düzenlenmesi, çalışanların görev dağılımı, hastaların memnuniyeti gibi birçok konuda ahlak ilkelerine uygun davranılmasının takibi yönetim tarafından yapılmaktaydı. Selçukluda olduğu gibi ücretsiz sağlık hizmeti verilmiştir. Bu sistemin düzenli işleyebilmesi için güvenilir kişiler göreve getirilirdi. Tabip ücretleri oldukça yüksekti. Darüşşifada başhekimin gündelik ücreti 20 ile 30 akçe arasında değişirdi. İkinci tabibin gündeliği 10-15 akçe arasında olup 25 akçeye kadar çıkabilirdi. Bunların yanında birçok yiyecek yardımı da yapılmaktaydı.

Burada ayrıca eczaların temini, ilaçların hazırlanması ve korunması ile ilgilenen görevliler bulunmaktaydı. Bitkilerden ilaç yapanlara verilen isim aşşab / saydani, ham eczayı dövüp ezen eczacı kalfasına edviye-kub, şerbet adı verilen sıvı ilaçları hekimin reçetesine göre hazırlayanlara şerbetçi / şerbetçiyan, macun yapanlara macunciyan denirdi.

Anadolu Selçuklu Darüşşifaları

-Mardin Emineddin Darüşşifası ( H. 502-516/M. 1108/9-1122/23)

-Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifası ve Medresesi ( H. 602/M. 1205-6)

-Sivas I. Îzzeddin Keykâvus Darüşşifası ( H. 614/M.1217-18)

-Divriği Turan Melik Darüşşifası ( H. 626/M.1228-29)

-Çankırı Cemaleddin Ferruh Darüşşifası ( H. 633/M.1235)

-Aksaray Darüşşifası ( XIII. Yüzyılın ilk yarısı)

-Kastamonu Pervaneoğlu Ali Darüşşifası ( H. 671/M. 1272-73)

-Tokat Muineddîn Pervane Darüşşifası ( XIII. Yüzyıl son çeyreği başı)

Anadolu Beylikleri döneminden İlhanlıları’ın bir darüşşifa yapısı olarak:

-Amasya Anber bin Abdullah Darüşşifası ( H. 708/M. 1308-9)

Osmanlı Darüşşifaları

-Bursa Yıldırım Darüşşifası ( H.802/M. 1400)

-İstanbul Fatih Darüşşifası ( H. (875/M. 1470)

-Edirne II. Bayezid Darüşşifası ( H. 889-893/M. 1484-88)

-Manisa Hafsa Sultan Darüşşifası ( H. 946/M. 1539)

-İstanbul Haseki Sultan Darüşşifası ( H. 957/M.1550)

-İstanbul Atîk Valide Darüşşifası ( H. 990/M. 1582)

-İstanbul Sultanahmed Darüşşifası ( h. 1058-1026/M. 1609-1617)

Sonuç

Medreseler ile sistematik tıbbi eğitime geçen İslam medeniyeti miras aldığı ve geliştirdiği birikimi buralarda hekimler/âlimler yetiştirerek toplumun hizmetine sunmuştur. Bu hekimlerin faaliyet yapacağı alanlarda yine tıbbi eğitim aldığı yer olan darüşşifalar olmuştur. Darüşşifalar halkın ücretsiz tedavi edildiği, koruyucu sağlık hizmetlerinin verildiği yerler olarak daima aktif olarak bulunmuşlardır. Bu mekânlarda hekimlerin dışında birçok çalışan bulunmaktaydı. Vakıflar tarafından yönetilen ve desteklenen bu kurumlarda aşçı, eczacı gibi kişilerde hekimlerin hasta tedavi faaliyetlerinde hastaya uygun ilaç ve yemekler hazırlardı.

Darüşşifa geleneği hiç şüphesiz İslam’ın halk sağlığına verdiği önemin yanında Türk misafirperverliği ile de pekiştirilmiştir. Tanrı misafiri kavramı ile daima her geleni hoş karşılayan Türk toplumu bu bakış açıcı ile hanlar, hamamlar ve çeşmeler inşa etmiştir. Bu yapılar koruyucu sağlık hizmetleri olarak değerlendirilebilir.

Son yüzyılda modern Batı tıp eğitimi ve tedavisi sebebiyle geliştirilen modern yapılar darüşşifalarında işlevsiz hale gelmesine ortam hazırlamıştır. Bu sebeple bu yapıların günümüzde bir kısmının harabe olması Batılılaşmadan kaynaklanmıştır. Günümüzde bu yapılar her ne kadar asli faaliyetleri olan tedavilere yer vermese de eğitim yönünü devam ettirmesine dair çalışmalar yapılmaktadır.


Kaynakça

•Cantay, Gönül ,  Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları 2014.

•Sarı , Nil,  “Tıp Osmanlı Dönemi”,  T.d.v. İslam Ansiklopedisi, C. 41, Ankara: Diyanet Vakfı Yayınları, 2012.

•Ünver, Süheyl, Selçuk Tababeti, Ankara: Türk Tarih Kurumu,2014.