Yeni kitabı Bozkırın Kağanlıkları ile okurların karşısına çıkan Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ile Türk devlet teşkilatına, saha çalışmalarına ve Türkiye’de tarihçiliğe dair röportaj gerçekleştirdik.

Bilindiği üzere Türkler Anadolu’ya gelmeden önce daha çok konar-göçer bir yaşam tarzı sürdürmüş, bu durum ise onların geniş alanlara yayılmasının önünü açmıştır. Peki Türkler geniş alanlara yayılan devletlerini nasıl idare edebiliyorlardı? Cevabı oldukça basit. Devleti parçalayarak farklı idari bölgelere ayırarak yani çoklu teşkilatlanma sağlayarak hüküm sürdürüyorlardı. Bizler de buradan yola çıkarak değerli tarihçi ve sevgili hocamız Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’a bazı sorular yönelttik.

Türk Devlet geleneğinde ikili teşkilatın olumsuz yönleri var mıdır?

“Günümüz açısından bakarsak ve merkeziyetçi yapı çerçevesinde değerlendirirsek bunun olumsuz yanları belki görülebilir. Merkezi gücü zayıflatabilir ama o günkü şartlarda hüküm sürülen bölge geniş alana yayıldığı zaman mecburen bölünerek idare etme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Bu ortaya çıkan sorun da ancak bu şekilde ikili-üçlü-dörtlü-beşli teşkilatla çözülüyordu. Mesela bunun en iyi örneği Selçuklulardır. Ortadoğu’ya geldiler ve çok geniş alana yayıldılar ama Irak’ı birine Suriye’yi birine Anadolu’yu birine Azerbaycan’ı birine yani bu şekilde dağıtarak idare etmeye çalıştılar. Bunun başka çaresi yoktu. Biliyorsunuz Melikşah zamanında devlet iyice büyümüştü. Aynı şekilde Göktürkler’de de aynı durum söz konusudur. Bütün mesele çok hızlı büyümede. Çünkü çok hızlı büyüdüğünüz zaman onu çok hızlı şekilde idare etmeniz gerekir. Boylar yükselen güce itaat ederek ona bağlanır. Ama bağlanılan güç zayıfladığında da kendi hallerine bakarlar.”

 

Mesela Harezmşah Devleti ise bunun tam tersi bir örnektir. Türklerin merkeziyetçi anlamdaki ilk örneğidir. Bence başarısızdır çünkü kendilerinden az sayıda olan Moğollara karşı başarısız olmalarına neden olmuştur. Nitekim İslam dünyası bir felakete uğramıştır, duruma böyle bakmak lazım. Bence vakti zamanında, ikili teşkilatın doğru olduğunu düşünüyorum. Dünya geliştikçe insanlar arası iletişim arttıkça bu tarz bölünmeler zararlı hale gelebilir. Şartlara göre düşünmek lazım. Bugün öyle bir şey olsa Türkiye bölünür. Yani şartlar icabı merkeziyetçi yapının da önemli olduğunu düşünüyorum. Mevcut şartlara göre devletlerin kendilerini ayarlaması gerekir. Türkler bunu nispeten başardılar bu nedenle de farklı coğrafyalarda başarılı oldular. Baktığınız zaman Ortadoğu’nun şartlarıyla Orta Asya’nın şartları bir değil. Önde rol model arama açısından değerlendirirsek başarılıdır diyebiliriz. Yani başarılı olarak işlemiştir. Farklı farklı devletlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.”

Osmanlı Devleti’nin bu sisteme yönelmeyiş sebebi ne olabilir? Hem yavaş büyüme hem de coğrafyanın etkisinin olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Kesinlikle öyle. Osmanlı eski dönemlerden çok ders almıştır. Selçuklulardan büyük bir ders çıkardığını görüyorum. Osmanlı Devleti’nin temelinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyiliği vardır. Büyüdükçe ayrı ayrı belli beylerbeyilikleri sancaklara ihdas edilerek, bu şekilde idare etme yoluna gidildi. Osmanlı şunu yaptı bence, Türkmenlerin asi ruhlarından dolayı biraz da devşirmeler yoluyla tampon oluşturarak bir imparatorluk meydana getirmeye çalıştılar ve bence başarılı sayılabilirler.”

Görüntünün olası içeriği: ayakta duran insanlar, gökyüzü, dağ, bulut, açık hava ve doğa

Yaptığınız saha çalışmalarında sıra dışı bir şeyle karşılaştınız mı ?

“Mutlaka karşılaşırsınız. Özellikle kaya resimleri ve damgalar anlamında. Mesela ilk kez gittiğimiz bir yazıt alanında bir şey göremedik çünkü toprağın altına gömmüşlerdi. Haklılar bu konuda. Diğer taraftan baktığımızda Tonyukuk Vadisi’nde çalışmalar yaptık. Onları da yakında yayınlayacağız inşallah diyelim.”

Türk tarihçiliğinde yapılan çalışmaları nasıl görüyorsunuz?

“Ben tarih bölümlerinin durumlarını beğenmiyorum. Çok çürük olduğunu düşünüyorum. Fazla öğrenci alıp, gece bölümleri açıp, çok fazla tarihçi yetiştirildiğini ve bu durumun zarar verdiğini düşünüyorum. Görüşüm bu yönde yani yeni önlemler alınması lazım. Tarih bölümleri açmak kolay olduğu için ya da tarihçi olmanın kolay olduğu düşünüldüğü için tarih bölümleri açılıyor. Bu da büyük zarar veriyor. Dil bilen donanımlı tarihçiler yetiştirmemiz lazımdır. Kanaatim bu yönde.”

Saha çalışması yapmadan bir eser meydana getirmenin dezavantajı var mıdır?

“Akademik ve ilmi olmaz. Sebebi şudur; Bir tarihçi kaynağı anlamalı yani akademik anlamda söylüyorsak, bir tarihçinin birinci görevi anlamaktır. Anlaması için de saha çalışması yapması ve orijinal kaynaklara ulaşması gerekir. Bu bir kitabe olabilir ya da arşiv belgesi olabilir veya Moğolistan’daki bir yazıt taşı gibi olabilir. Yani kısaca önemli olan tarihçinin kaynağa ulaşıp anlamasıdır. Ben bunu savunuyorum ve bunun başarı getireceği konusunda ümidim de var halâ.”

İslam Öncesi Türk Tarihi çalışmak isteyenlere tavsiyeleriniz var mı?

“İslam Öncesi Türk Tarihi çalışmak zor gibi görünse de zengin ve zevkli bir alandır. Onun için de dil öğrenmek gerekir. Sadece Rusça veya Çince veya Farsça, bu üç dilden birini öğrenmiş olsalar yapabilirler. Bu alanda sıkıntılar var yani dil anlamında. Özellikle arkeolojik kaynakları öğrenmek ve anlamak için Rusça, yazılı kaynakları anlamak için Çince ve onun dışında diğer dillerde oluşturulmuş kaynakları öğrenmesi lazım. Ama keyifli olduğunu düşünüyorum. Ben çok keyif alıyorum.”

Değerli hocamız Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’a kıymetli vaktini bizlere ayırdığı ve bu röportajı ortaya çıkarmamızı sağladığı için teşekkür ederiz…

Bu Yazı İlginizi Çekebilir !

BOZKIRIN KAĞANLIKLARI

Kitap İncelemesi; 

İslam Öncesi Türk Tarihi alanında yapmış olduğu çalışmalarla tanıdığımız Ahmet Taşağıl, yeni kitabı Bozkırın Kağanlıkları ile okuyucuların karşısına çıkıyor…