Spike Lee yönetmenliğinde çekilen BlacKkKlansman hakkında değerlendirmeler sizlerle.

Konusu gerçek bir hikâyeye dayanan bir film ile daha karşınızdayız. Lakin bundan önce filmi daha iyi anlamanız açısından filmin yönetmeni hakkında birkaç bilgi vereceğim. Filmin yönetmeni Spike Lee kendisini Amerika’nın sözcüsü, bilir kişisi olarak tanıtan biri ve aslında Afro-Amerikalı. Bu açıdan filme gerçek hikâyeye dayansa da bir Spike Lee eleştirisi diyebiliriz. BlacKkKlansmande 1865’te siyahi ve göçmen karşıtı üyeler tarafından kurulan ırkçı bir gizli örgütün, 1970’li yıllardaki eylemleri ve örgütü durdurmak isteyen iki dedektifin hikayeleri anlatılıyor. Film,  Afro-Amerikan bir polis memurunun otobiyografisini yazdığı bir kitaptan uyarlanmıştır. Cannes Film Festivali’nde yönetmenine Cannes kapısını açan film, aynı zamanda Oscar adayı olarak başarısına başarı katıyor. BlacKkKlansman, 2019 Golden Globe ödüllerine En İyi Drama Filmi, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (John David Washington) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Adam Driver) olmak üzere dört dalda aday oldu.

Filmin odak noktası Ku Klux Klan adındaki gizli bir örgüt. Siyahi polis memuru Ron, kendisine layık işler ararken karşısına bu örgütle ilgili haberler gelir. Olaylar bu haberden sonra şekillenmeye başlar. Bu süreç içinde ona yardımcı olacak kişi ise ortağı Flip olur. Bir şekilde bu örgütün içine sızmalıdırlar, ancak nasıl? Ron kendisini beyaz biri olarak (ve siyahilerden nefret eden) tanıtır. Telefon görüşmelerinde bir sıkıntı yoktur ancak görüşmelere kendisini Ron olarak tanıtan Flip gidecektir. Böyle bir sürecin sonucunda ise tam anlamıyla bir facia önlenmiş olur.

Filmde çokça ötekileştirme, farklılık kavramı ve bunun kime ve neye göre kabul edildiği yönünde algı oyunları var. Yani bu filmde de izleyici yönetmenin anlatmak istediğini defalarca görüp beynine kazıyor. Açıkçası filmin yapılmasındaki tek sebep ırkçılık üzerine karşıt bir eleştiri oluşturabilmek. Senaryosu bakımından polisin işinden uzaklaştırılması, onu sevmeyenlerin sevinmesi, örgüte karşı telefon konuşmaları gibi pek akılda kalmayacak sahneler var. Filmin en heyecanlı yeri sayabileceğimiz finalinde de önemli bir olaydan ekler sunarak izleyiciyi finalden vurmayı hedefleyen bir yapım olmuş.

Sinemanın gücünü yıllar geçtikçe daha çok kullanmaya başlayan yönetmenler, senaristler artık kalemlerini senaryo üzerinden daha çok sivrilterek konuları daha siyasi ve hatta anlatmak istedikleri diğer konulara daha fazla yönlendirmeye başladılar. Bu yüzden bu tarz filmlerin daha çok ön planda olduğu bir Oscar serisi görüyoruz. Blackkklasman görüntü ve olay seyri açısından izlenilecek bir film ancak daha derinlikli Oscar filmlerinin içinde ödülü kucaklayabilmesi muamma.